12 Mart 2016 Cumartesi

12 mart



vapurda bir sürü insanla oturuyorum. eminönü'nden kadıköy'e geçiyoruz. yanımızda onlarca martı, biraz rüzgar ve olabildiğince güneş. mutluluk için gerekli bileşenlerin hepsi mevcut gibi.
.
etrafıma bakıyorum. 
kederle camdan denizi izleyenler, yanındaki arkadaşı ile keyifli bir sohbetin içinde yüzenler, kulağında müzik başka bir alemde yaşayanlar, sanki yüzyıllık uykuda uyuyanlar, sevgililer, sevgisizler, ak sakallılar, kara sakallılar. çocuklar ve kadınlar. hepsi bizim vapurda.
.
düşünüyorum. 
acaba bu gördüğüm insanları bi'daha görecek miyim?  yahut vapurdan indikten sonra belki de bazılarımız terk-i diyar eyleyecek. kimsenin haberi yok. hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz.
.
merak ediyorum.
yanımızda yaklaşık yirmi dakikadır kanat çırpan martıların kaçı bugün karnını doyurabilecek. sabaha karşı, karşı apartmanın çatısında atacakları çığlıklar açlıktan mı yoksa mutluluktan mı olacak? bilemiyoruz.
.
içimden soruyorum. 
ben ne vakit huzur bulacağım.
konuşamıyoruz.
.
"beyim" diyor derinlerden narin bir ses. "kadıköy'e geldik. burada inmelisiniz."
'aradığım cevap bu değil' diyorum. ama çaresiz iniyorum.
.