21 Şubat 2016 Pazar

mona mona

yeni bir şarkı buldum. onu dinliyorum sabahtan beri. bu kaçıncı tekrarı bilmiyorum. bir yandan şekersiz, sütlü kahve içiyorum. yanında çikolata ve bazen petibör. arada pencereyi açıyorum. havadaki kar kokusunu içime, ta içime çekiyorum. sonra bir yudum daha kahve. şarkı zaten hücrelerimde. hepsi ama kuru bir alışkanlıktan ibaret. petibör dahil. şarkılar hariç..
.
rüzgar soğuk ama öyle güzel esiyor ki. kayıtsız kalamıyorum. pencereden yolu izliyorum. minibüsler, otomobiller geçiyor en çok. otobüsler daha az geçiyor. ama ben en çok otobüsleri seviyorum. uzun yola giden. dönüşsüz,  sadece gidişi olan. nereye gittiği belli olmayan. uzak umutlara götüren. hayallere dalıyorum. nereye gittiği belli olmayan kırk beş kişilik bir otobüste cam kenarındayım. uykum yok. başımı soğuk cama dayayıp düşüncelerimle gidiyorum gözlerim kapalı. yaşlı adam beliriyor bir anda hayalimde ; " iki ihtimalin var evlat demişti. sadece iki ihtimal..."
.
hiç unutmuyorum. altı yaşında olmalıydım. beş de olabilir. bir otobüsün arka koltuğundaydım. görünmüyorlar ama biliyorum annem ve babam da yanımdalar. beş yaşında bir çocuktan bahsediyoruz sonuçta. altıda olabilir. otobüsün arka kapısı açık. gece. zifiri karanlık. sıcak rüzgar geliyor yüzüme yüzüme. yaz olmalı. kalabalık bir evdi ziyaretinden döndüğümüz. kadınlar ağlıyordu sanırım. cenaze evi olabilirdi. ama sonra bir tek kadın. bembeyaz bir önlük, gözünde siyah kalın çerçeveler, sapsarı saçlar. doktor olmalı. bana çizgi roman verdi. okumam için. teksas'dı galiba. zagor da olabilir. emin değilim ama hiç unutmuyorum! sonra annem yüzünü buruşturarak çıktı içeriden. elimden tuttu. kitabı masaya bıraktım. beyaz önlüklü kadın "sen de kalabilir" dedi mi hatırlamıyorum. bunca yıl sonra. hem bir kadın doktor da teksas? belki de tommiks'di. caddeye çıktık. gündüzdü. bir otobüsün arkasında yalnızdım. ama annem elimden tutuyordu. galiba yedi yaşındaydım.
.
bonga kuenda - mona ki ngi
.