6 Aralık 2015 Pazar

hayyam'ın güneşini çalmışlar gördün mü?

küçük parke taşlarla döşeli dar bir sokağın başında durdum. sokağın ismini göremedim. ama bir ucu madame coco'ya çıkıyordu. hemen sağ başında ottoman restaurant vardı. kısa fakat dik bir sokaktı. belki onlarca kez ya önünden ya içinden geçtim. fakat bugünkü kadar beni içine çektiğini anımsamıyorum. sokağın ucundan güneş damlıyordu. güneş damlaları hayattaki amacım, dar ve kısa sokak da amaca giden yolum olmuştu adeta. durmadım. yürüdüm. ağır ağır. sindire sindire. her bir hücremde hem mutluluğu hem de kaybetme korkusunu yaşayarak, iki zıt halin arasında yürüdüm. sokağın başına vardığımda sanki bir ömür geçmiş gibiydi.
.
yüksek binaların arasında güneşi ararken hayyam çay evini gördüm. hemen solumda, kuytuda güneşsiz, garip bir hali vardı. öksüz kalmış gibiydi. dışarıdaki masalarının hepsi yalnızlığa mahkum edilmişti. oysa kadıköy'ün ve hatta dünyanın en güzel çayı burada demlenir. ama işte bu pazar güneşini çalmışlar hayyam'ın. ve dolayısı ile müdavimlerini de. bir karar vermeliydim. bir yanda güneş diğer yanda evrenin en güzel çayı. tereddüt etmedim. hayalleriyle sevdiği kadın arasında kalmış bir aşık gibi kederimi kalbime gömüp güneşten tarafa yürüdüm.
...
sırtımdaki onca yüke, beynimdeki yüzlerce düşünceye neyin iyi geldiğini anlamaya çalıştım yürürken. bulamadım. ama köşede güneş gören minik bir kahve dükkanı buldum. boş olan iki sedir masadan en çok güneş alanına oturdum. bir an için kahve mi çay mı ikileminde kaldım. çay söyledim. ardından gözüm kamaşana dek güneşe baktım. sonra gözlerimi kapadım. güneşin sıcaklığını, insanı saran samimiyetini önce yüzümde ardından bütün vücudumda hissettim. huzur diye bir şey varsa şayet içinde bulunduğum an olmalıydı. üç buçuk ay sonra bir sigara yaktım. sanki ayarlanmış gibi sigaranın peşinden çayım geldi. tam o esnada ürkek adımlarla yanımdan geçen tekir kediye gülümsedim. garson üzerine alındı. "afiyet olsun" dedi. aldırmadım. iki gündür dilime dolanan şarkıyı aradı zihnim. bulması çok zor olmadı.
...
oysa eskiden, çok eskiden içinden istanbul geçen şarkıları biriktirirdim. sonra içimi delip geçen şarkıları toplamaya başladım. zira hüznüme ve kimsesizliğime bir tek onlar iyi geliyordu. lakin yoruldum. çok yoruldum. hüzünlü şarkılara eskisi gibi dayanıklı değilim artık. gözlerimin nemlenmesine, kalbimin yorulmasına sebep oluyorlar çünkü. sadık geliyor aklıma hep böyle zamanlarda. bu şarkılar gerçekten bir şeylerimizi çalıyorlar.*

.
* sadık  yalsızuçanlar - garip  
.