16 Aralık 2015 Çarşamba

bu sene kış çok sert geçecek diyorlar leydim

merhaba dedim.
buyrun oturun dedi.
muayene barkodunu uzattım.
yüzüme bakmadan hızlıca kaydımı yaptı. yüksek perdeden, yarı otoriter bir sesle;
evet dinliyorum nedir şikayetiniz diye sordu.
hızlıca anlattım. sakince not aldı.
sanki dayak yemiş, yok hayır kamyon çarpmış gibi hissediyorum dedim.
gülümsedi.
ama gülüşünü beğenmedim. yine de anlatmaya devam ettim.
kollarım kopuyor, ayaklarım tutmuyor. şiddetli mi şiddetli bir ağrı. boğazımda yanma, hafif de öksürük var.
dikkatle dinlemeye devam etti. o'nun bu dikkati beni tüm bildiklerimi anlatmaya sevketti. sağlık sonuçta. şakaya gelmez.
theraflu içtim dedim sabah ve öğlen. üstüne bir de tylolhot.
aferin dedi. ikisini peş peşe mi içtiniz diye sordu.
yani dedim
dişlerini sıktı. dudaklarını büzüştürdü.
peki çarpıntı var mı? ciddi çarpıntı yapar bu ikisi dedi.
var ama bugünlük bir olay değil dedim
ne demek bu diye sordu.
anlattım. bu sıralar kalbime mukayyet olamıyorum doktor. çok çarpıntı yapıyor. mesela olur olmaz yerlerde aklıma geliyor. önce şapşalca gülümsüyorum. sonra kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyor dedim.
yine güldü.
ben yine beğenmedim gülüşünü.
iyi dedi. uzanın şöyle bakalım. 
nasıl yani dedim.
muayene edeceğim. ne yapacağımı sanıyorsunuz?
nemrut, huysuz biri ama allah için işini ciddiye alan ve düzgün yapan biri doktor.
ikisini aynı anda içtiğin için tansiyonun da çıkar dedi.
farkında değilim dedim.
tansiyonumu ölçtü. normal dedi.
şimdi de ateşinize bakalım dedi. kulağıma etiket basma makinasına benzer bir şey soktu.
ateş çok yüksek değil, peki ağzımızı açalım şimdi dedi. o bir kez daha uyarmadan kocaman açtım. AAAAAA
hmmm yaptı.
sırtımı açtırdı sonra. derin nefesler aldırdı. öksür dedi. öksürdüm.
anlaşıldı dedi.
ama ben bir şey anlamadım.
telaşsız adımlarla masasına yöneldi. ciddiyetinden hiç bir şey kaybetmemişti. dört kalem ilaç yazmış. onları anlattı bana. biri burundan, diğeri ağızdan olmak üzere iki sprey. bir antibiyotik. bir de soğuk alğınlığı ilacı.
o an bir düşünce oluştu zihnimde. daha doğrusu bir soru?
acaba bugün aynı muayeneyi uyguladığı ve aynı ilaçları yazdığı kaçıncı insandım? işini ve iş yerini seviyor muydu? yahut  insanları?
karanlık, penceresiz bir odası var. odada müzik yok, kasvet ve ağır ilaç kokusu var. hızlıca bir hesap yaptım kafamdan. dokuzdan dörde çalışsa, saatte dört hasta baksa günde en az 24 hasta eder. bu karanlık. ve sessiz odada. o an mini bir empati fırtınası yaşandı içimde. o'na karşı değişen düşüncelerimi toparlarken o "geçmiş olsun" diyerek ve yine gülerek uzattı reçeteyi.
bu sefer gülüşünü beğendim.
.
tracy chapman - the promise