27 Kasım 2015 Cuma

lambada titreyen alev üşüyor*

eski başarılı maçlarını izleyip mazisinde geleceğini arayan ikinci lig topçusu gibi ben de yazmak için bir sebebim olur belki diyerek eski yazılarımı okuyorum kaç zamandır.
her gün rastgele bir yazımı okuyorum mesela. bazısını beğeniyorum bazısından nefret ediyorum. ama okumaya devam ediyorum. eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diyen iç sesime kulak asmadan okuyorum hem. sonra bir kitap okuyorum. babamı özlüyorum.
bir film ardından
bir şarkı ve...
meğer ne çok hata yapmışım ben. ama belki de yapmadım emin değilim.
çünkü burada günler çok yavaş geçiyor bayım. hayat ise çok hızlı.
bi'çaresi yok biliyorum.
belki bu yüzden eski yazılarımı okuyorum.
eski yazgılarımı.
eskiler alıyor, yeniler veriyorum. insanları okuyorum. sahtekar bazen, fitne fesat ara sıra ama hep samimiyetten uzak. miş mış gibi yapmalar, aldanmalar, aldatmalar, hicaplar, içimizdeki irlandalılar, zorundalıklar, ön yargılar, çengel bulmacalar, duble yollar, aynalar, yalnız kalabalıklar, kampanyalar, ana haberler, labirentler, hayali icraatler ve reklamlar
boş işler bunlar diyorum bayım boş. sonunda almanlar ın kazandığı futbol oyunu gibi manasız bir kısırdöngü. 
şimdi mesela tam onbir ay sonra işe gitmek için bindiğim bir belediye otobüsünün terkisinden yazıyorum yine, yeniden. yiğitlik yapıp senin işine de gücüne de deyip istifa ettiğim kürkçü dükkanıma geri döndüm. pişman mıyım? evet. ama neye pişman olduğumdan emin değilim. gittiğime mi  yoksa döndüğüme mi? bilemiyorum. galiba her şeyin panzehiri zaman bunu da belletecek bir gün. ama ve lakin çöpe attığım onbir aydan benim anladığım; paran yoksa özgürlüğün hiç bir boka yaramıyor bayım. hem de hiç. dolayısıyla merhaba dünya, nazdrovya kapitalizm.