3 Ekim 2015 Cumartesi

gönül dağı

ortaköy camiini henüz geçmiştik. galata kulesi'ni, sultanahmet'i, ayasofya'yı gördüm uzaktan belli belirsiz. deniz masmaviydi. güneş bildiğiniz gibi iç güveysinden hallice, hava parçalı bulutlu. avrupa'dan asya'ya geçiyordum. müzik dinlemiyordum. başım çünkü, bu sefer sol yandan, yine felaket ağrıyordu. gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştığımda daha çok ağrıyordu. o yüzden gözlerim açık boğaz ve şürekasını izliyordum pencere kenarında. 
cumartesinden ziyade pazartesiyi andıran sarsak bir gündü. ama ben kız kulesi'ni görünce birden saçma bir şey oldu. hayır, başımın ağrısı geçmedi. babam geldi aklıma. halbuki bir kere oturup ne yemek yemişliğimiz ne de çay içmişliğimiz var kulenin yamacında. hatta hipotenüsü olan üsküdar sahilinde bile. sadece ve birlikte iki sefer vapurla yanından geçmişliğimiz var bu güzel şeyin. hepsi o.
ama işte kuleyi görünce babamın türküleri çok sevdiği geldi aklıma. nedendir,  hangi bilinçaltımın tezahürüdür bilemiyorum. ama ve lakin en çok hangi türküyü sevdiğini hatırlayamadım. çünkü bilmiyordum. canım sıkıldı. mideme bir öküz oturdu sanki. maltepe sigarasını, çayı, tavlayı, yemek yapmasını, maviyi, denizi, beşiktaş'ı, şekerpareyi, misafir ağırlamayı, bulmacaları, arabaları, neşet ertaş'ı ve elbet türküleri çok severdi. ama hangi türküyü sevdiğini bilmiyordum.
annemi aramak geldi aklıma. aradım. yedinci çalışta açtı telefonu. hal hatır faslından sonra "anne bir şey sor'cam ama kızma" dedim. "ahh oğlum arabayı mı çarptın? ben sana dikkatli kullan , kimseye uyma, yavaş git demedim mi? hastanede misin şimdi? hasarın çok mu? sen de bir şey var mı?  nerdesin kardeşinle gelelim hemen?.." dedi. bütün bu soru cümlelerini bir nefeste ve dört saniyede kurdu. çünkü benim annem avrupa ve dünya evham şampiyonudur.
"bitti mi anne?" dedim.
"çatlatma adamı. n'oldu oğlumm" diye çıkıştı bu sefer.
"allah korusun yok öyle bir şey. sadece babamla ilgili bir şey soracaktım."
"babanla mı" dedi kısık ve üzgün bir sesle. durgunlaştı biraz.
yanlış zaman olduğunu anlamıştım ama söz ağızdan çıkmıştı bir kere. soruyu almadan bırakmazdı beni. sanki daha az acıtacakmış gibi aceleyle ve bir çırpıda;
"babam" dedim. en çok hangi türküyü severdi".
sessizlik oldu. derin bir sessizlik. ve uzun. çok uzun. sonbahardan kışa geçtik. konuşmadı annem. ilkbahar geldi. yine konuşmadı. yaz oldu. tek kelime etmedi. nihayet başladığımız mevsimde, sonbaharda konuştu. sesi titreyerek;
"gönül dağı" dedi ve telefonu kapattı.
öküzler birdi iki oldu midemde. hatta önce su aygırı, sonra fil oldular göğsümün üstünde.
gönül dağıymış. gönül dağı.
nefes alamadığımı hissettim. panikle düğmeye bastım. ilk durakta indim. baktım. burhaniye. metrobüs hattının en az kullanılan durağı. işime de geldi açıkçası. çarkıfelekte en yüksek puanı almış yarışmacı gibi hissettim. kimse yoktu durakta. koltuklardan birine oturdum.oturur oturmaz neşet ertaş-gönül dağını açtım telefonumda.
usta söyledi ben....

neyse...  sonrası bana kalsın...
.
neşet ertaş - gönül dağı
.