26 Haziran 2015 Cuma

sonsuzluk ve bir gün

beynimin içinde dönen ferdi tayfur şarkısı eşliğinde çok erken kalktım bu sabah. erken dediysem kargalara denk. balkona çıktım. üşüdüm. içeri girdim, bunaldım. ferdi hep aynı nakaratı söylüyordu kafamın içinde. dağıtmak için radyo voyage'ı açtım. pencereyi kapattım. pessoa'yı elime almadan telefonu şarja taktım. daha ikinci sayfada pessoa'yı fırlattım. zarifoğlu'na baktım. bakışlarıyla adeta "bugün bulaşma bana" dedi. tezer özlü sessizdi yine. ama çok güzel gülüyordu. radyoyu kapattım. telefonun şarjına baktım. geri oturdum. sessizlik canıma tak edince kalktım berbere gittim. iki senedir aynı berbere gitmeme rağmen son iki ayda üçüncü kez yaşımı sordu. söyleyince de "oo maşallah hiç göstermiyorsun hocam" dedi üçüncü kez. bir şey demedim. samimiyetsizce güldüm sadece. işimi sordu. bir şeyler geveledim. sıkıldım. süvari birliğinin komutanı gibi sağ elimi yukarı kaldırıp "bu kadar yeter" dedim. "saçını yıkayalım abi" dedi. "gerek yok eve gideceğim zaten" dedim. eve gitmedim. kırmızı ışıkta karşıya geçtim. bir taksici hafif çapta küfür etti. döndüm, "mübarek gün yakışıyor mu?" dedim. özür diledi. kabul ettim. dönüp markete girdim. eskiden arabayla, müzik eşliğinde o daracık reyonlar arasında dolaşmayı ne çok sevdiğimi hatırladım. denedim, o duyguya giremedim. dışarı çıktım. yeşil ışığın yanmasını beklerken iki minibüse kaşlarımla yok işareti yaptım. yeşil yanınca karşıya geçmekten vazgeçtim. haluk bilginer'in masumiyet filmindeki muhteşem bekir tiradı düştü aklıma. usul usul minibüslerin aksine yürümeye başladım. çok güzel bir kadına rast geldim. cemal süreya'nın bir dizesini anımsadım. mırıldandım da. ama kadın anlamadı. galiba turgut uyar seviyordu. 
.
son çalan şarkı : eternity and a day