7 Haziran 2015 Pazar

leyla'ya mektuplar

saat gece yarısını üç geçiyor. good bye solo isimli film az önce bitti. kendi halinde, sakin ve sıradan. hiç bir şey anlatmıyor gibi görünüp çok şey anlatan bir film bana kalırsa. dedim ya sessiz, sakin durgun akan bir nehir gibi. ağır ağır alıyor insanı içeri. bir şekilde kahramanlarından birinin yerine geçiyorsun. seviyorum böyle filmleri. bu sıralar kendimle ilgili yaptığım tek iyi şey bol bol film izlemek. bir de sıla dinlemek. kitap okuyamıyorum çünkü. günde en az bir, en çok üç film izliyorum.
çay dedin de aklıma geldi. şimdi ne iyi olurdu. demini almış bir çay ve evet yanında da bisküvi. uykum açılırdı hem. o zaman kesin bir film daha izlerdim. ama işte üşengecim. hem belki de gerçekten istediğim bu değildir.
acaba diyorum ekmel bey gibi  kalınca ve kareli bir harita metod alıp ona mı yazsam tüm hayat hikayemi. blogda yazdıklarım hiç bir anlam ifade etmiyor gibi artık..
hani ve sanki elle dokunup koklanmayınca bir değeri yokmuş gibi yazılanların.. 
çok mu nostaljik oldu?
hayır,  işin garibi bugüne kadar gerçek anlamda hiç günlüğüm olmadı benim biliyor musun? nerden bileceksin. hiç anlatmadım ki. hatırlat da bir ara çocukluğumdan bahsedeyim sana. 
misal ders haricinde tuttuğum tek harita metoda beşiktaş'ın maçlarını gösteren gazete küpürlerini yapıştırmıştım seksenlerin sonu, doksanların başında. kimler yoktu ki o defterde? metin-ali-feyyaz, les ferdinand, seba başkan ve tertibi walsh!, şifo mehmet , ulvi, kadir, gökhan ve babam. babam evet harita metoda sığmayan gazete haberlerini babamın küçücük dükkanının duvarlarına asıyordum. şimdi artık o defter yok. hiç bir şey, hiç kimse...  haklıydın leyla. zaman çok acımasız.. çok.
sanırım suzan defter'i bir kez daha okuyacağım.
.
son çalan şarkı : sıla - saki