19 Nisan 2015 Pazar

içiMdekiler-II

1-bahar
içinden istanbul geçen şarkıları biriktirirdim bir zamanlar. şimdi içimi delip geçen şarkıları topluyorum bir bir yüreğimde. hüznüme ve bedenime bir tek onlar iyi geliyor çünkü. ama artık yoruldum bayım. çok yoruldum. bahardandır diyor arkadaşlarım. öyle olmadığını ben biliyorum. lakin sebebi nedir bilmiyorum. o kadar yorgunum ki biz uysal koyun gibi şeridimizden ağır ağır ilerlerken emniyet şeridini kullanıp yanımızdan vızır vızır geçen şerefsizlere küfür edecek takâti dahi bulamıyorum. keza önümde ve arkamda seyreden son model arabaların içindeki çok güzel kadınlar bile ilgimi çekmiyor artık. bir tek şarkılar var. bir de her sabah yüzüme yüzüme vuran güneş.

10-çürük:
markette elmaların en kurtlularını seçtim. öyle demişti çünkü televizyonda bir profesör. aslında boşuna kürek salladığımı, batmak üzere olan gemideki suyu kaşıkla boşaltmaktan öte bir şey yapmadığımın farkındayım. ama ve lakin yine de hoşuma gidiyor bunu yapmak. benim için farklı, yeni bir şey çünkü. yıllardır elimin tersi ile ittiğim kurtlu hatta çürük çarık elmaları ayıklıyorum şimdi. bunu düşünürken sanki bir film aklıma gelecekmiş gibi hissettim bir an için. ama gelmedi. üzüldüm. iyi bir senarist ve yönetmen buradan bir film çıkarabilir diye düşündüm sonra. 

18-masumiyet:
acaba diyorum bazen de kendime;  ikibinyedi baharında demirkubuz'un masumiyet filmini izlememiş olsaydım şimdiki gibi mi düşünecektim? bu kadar kader'ci olacak mıydım? şu an durduğum zaviyeden mi bakacaktım kendime. filmin , içimdeki fay kırıklarına büyük bir puzzle'ın parçaları gibi eksiksiz oturması basit bir tesadüften mi ibaretti yoksa?
bu sıralar kendime en çok sorduğum soru. 
bir kitap değiştirebiliyorsa şayet bir insanın hayatını bir film neden değiştirmesin ki? hem bu hayatta kitaplardan çok filmlere inanan bir insan için bu kadar zor olmamalı...  bu kadar zor olmamalı. 

27-gitmek:
"huzur verici bir müziğe sahip ispanyol parçası"  diyorlar  la flor de estambul için. peki ben niye her seferinde hüzünleniyorum. hüzünlendikçe tekrar ve tekrar dinleyip yine ve yeniden hüzünleniyorum. zaman ve mekan kavramını, hatta kendimi yitiriyorum?
hem bu iyi bir şey mi bilmiyorum. ama sevdiğime göre iyi bir şeydir sanırım. hiç bilmediğim, tanımadığım bir geçmişe ve geleceğe yolculuk yapıyorum o anlarda. kim bilir, varmak isteyip de varamadığım yerdir belki bilinç altımda? estetik kaygısıyla garip şekillerde istanbul'un göbeğine dikilen o ucube kuleleri gördüğümde kapılıyorum bu hisse bir de. bilemiyorum belki de pazar ve çok soğuk  olduğu için böyledir. hem ne demişti yazar; 
pazar günleri hayatın intikam günleridir....
ait olmadığım bir çizgide ancak kullanıcı hatası ile yoldan çıkabilecek bir tren monotonluğunda ilerlediğim ancak böyle zamanlarda dank ediyor kafama. unuttuğumu sandığımı ama unutmadığımı ise bu ve benzeri şarkılar çalıyor ruhuma zaman zaman. sonra diğer şarkılarını merak ediyorum pastora soler'in. unutmak için ötekinin hatırlattıklarını. ama başka bir şarkı dün gece rüyama giren sen miydin diyor uzun süredir dinlemediğim bir radyo istasyonunda. evet o'ydu. bana kızdığını ve küstüğünü düşünmüştüm. o ise çok rahattı. yine gülüyordu. ve yine çok güzeldi. ama işte o yarım kalmışlık duygusu yok mu? mecidiyeköy girişindeki o garip şekilli beton kuleyle birlik olup iyice taşlaşıyordu yüreğimde. ama en çok bu zamanlarda gitmek istiyorum.


47-sonuç:
hayat diyorum; bazen de radyonda fransızca şarkı çıkma ihtimalini sevmektir.
.
son çalan şarkı : stromae - formidable