8 Nisan 2015 Çarşamba

gel

kırmızı ışıkta yeşilin yanmasını bekliyorlar. hiç konuşmadan. bazen yedi kişiler, bazen beş. bazen sayılamayacak kadar çok. bazen dünyada başka insan kalmamışçasına yalnız. ama hep farklı. güzel, yaşlı, orta boylu, kumral, öğrenci, güleryüzlü, zengin, beşiktaşlı, mutsuz, yazar, tiryaki, uçarı, düşünceli, gözlüklü, uykusuz, memur. üzerlerinde taşıdıkları onlarca sıfatla bekliyorlar. ama ve aslında gidiyorlar. bir yerden ötekine, bir insandan diğerine. doğudan batıya, kırmızıdan yeşile.
belki diyorum bir gün..
belki işte sen de bir gün o telaşlı kalabalığın içinde.....
.
balmumcu diyorlar buraya.. 
zincirlikuyu'nun az aşağısı beşiktaş'ın biraz yukarısı.
bir iletişim kazasından dolayı bir buçuk saat vakit geçirmeliyim. ismini vermek istemediğim, caddeye hakim meşhur bir cafede bu zamanın dolmasını bekliyorum şimdi. güneş güneybatıdan haykırıyor benliğini. insanlar her hareketlerinde ayrı bir hikayeyle geçiyorlar önümden. böylesine güneşli bir günde benim için hiç mahsuru yok beklemenin. öyle ki; değil bir buçuk saat gerekirse on beş saat bile beklerim. yeter ki bu güneş , bu insanlar ve.
elbetteki şarkılar olsun. 
bir de... 
bir de işte sen....
o yorgun kalabalığın arasından, anlamını bilmeden sevip söyleyeceğimiz şarkıların hatırına diyorum. 

iklim değişmeden gel-sen.. 
.
balmumcu diyorlar buraya.
.