1 Mart 2015 Pazar

baharla karışık kış

eskiden her saat başı gonglayan duvar saatleri vardı. en olmadık zamanlarda susmamacasına gonglayıp deli ederdi beni. tıpkı o saat misali içimdeki zaman makinası, buralarda esen bahar havasına nazire yaparcasına hüzün vaktinin geldiğini vuruyor sabahtan beri. belki havanın esrikliği  belki  'bordrolu kölelik'  günlerinden kalma  'öğrenilmiş pazar buhranı'  ya da ve  belki de yaşar kemal bizi bırakıp gittiği için böyledir. yahut salt ekim insanı olmam sebep buna. bilemiyorum doktor. bilemiyorum.
bildiğim kasvetli bir pazar..
.
ellerim buz gibi yine içeride olduğum halde. halbuki her kış, her şubat, her mart üşürlerdi. parmak uçlarımda roma rakamlarını andıran çizgiler oluşurdu hep. yine öyle. şikayetçi değilim, canım insanlar, çekirdek aileler, kankalar, öğrenci gençler pazar kahvaltısı yapıyorlar. gülüyorlar. eğleniyorlar. mutlu gibiler. bu beni mutlu etmiyor. ama mutsuz da etmiyor. ellerim diyordum. tuhaf bir şekilde seviyorum bu üşüme hallerini. asla sorun etmedim. bilakis yaşadığımı hissederim böyle zamanlarda.
.
ama işte bazen de zor oluyor yaşamak. düzene ayak uydurmak.  oysa eskiden hayatın boşluklarını doldurmada daha mahirdim. başedemedim bugün. bir pazar cafesinde göksel çayıma eşlik ederken çantamda iki aydır hâlâ bitiremediğim tezer özlü kitabı. düşüncelerimde saf anılar, eski aşklar, tamamlanmamış hayaller.
sahi tezer özlü ne güzel kadın?
.
kalanlar kitabında sanki hayatımı özetlemiş ;

"bir şeyin değişeceği fikri beni ürkütüyor, bir şeyin değişmeyeceği de."
 ..
göksel - kurşuni renkler