15 Şubat 2015 Pazar

beş vakit - 4


sabah :   
pazar, saat dokuz suları. sessizlik ve çiseleyen yağmur hakim havaya. yerde ise olması gerekenler sadece. bazı seyyar satıcılar, işe giden pazar nöbetçileri, benim gibi keyif insanları bazı ve çiftleşen bir kaç kedi.  uzun zamandır şehrin en sevdiğim zamanları pazarın öğleye uzanan bu sessiz ve salaş görüntüsü. hani ve belki de benim gibi devam sorunları olanlara vazgeçmemek için güzel bir kanıt bu haller...
...
bekleme salonlarını hep sevdim.
hava limanı, otobüs terminali, vapur iskelesi farketmiyor hiç. yolculuklar hep heyecanlandırmıştır çünkü beni.
sessizce, kendi halinde kimi gazetesini yahut kitabını okurken, kimi sadece müzik dinlerken ve kimi sadece ve sadece kim bilir hangi dünyalara veya rüyalara dalmışken bu insanların aralarındaki ahenge dikkat ettiniz mi hiç?
neden bilmem her seferinde değişik bir huzur buldum bu sıradan bekleyişlerde. belki bir daha hiç görmeyeceğim ya da bir kaç hafta sonra başka bir yerde karşılaşıp  tanımayacağım bu insanlara bilmediğim bir yakınlık duydum hep.
...
onbirinci kişi olarak girdiğim deniz otobüsü iskelesinden ondokuz kişiyle bakırköy'e doğru halat çözüyoruz.
biraz uykusuz çokca hüzünlüyüz. bir sevgiliye bakar gibi baktığımız marmara denizi tüm kalkanlarımızı indirmiş durumda. ben her zamanki gibi önceliği kuşlara veriyorum. içgüdüyle teknolojinin yarışını izliyorum adeta. tam istediğim gibi  yarışı hep kuşlar kazanıyor. şu siyah kuşlar hayır karabatak değiller ama isimlerini bilmediğim suya on cm mesafede f16 hızıyla uçan kuşlara takılıyorum. hızlıca beş altı kez kanat çırpıp kanatları dümdüz hale getirip bir süre süzülen sonra yine kanat sonra yine serbest dalış yapan kuşlar. canım kuşlar.. tek bildikleri ve yaptıkları buymuş gibi. ama oldukça keyifli görünüyorlar.
yine kıskanıyorum onları.
hep kıskanıyorum. elimde değil.
...
öğle:
yabancı isimli bir alışveriş merkezlerinden biri. hava soğuk olmasına rağmen içerisi sakin. her zamanki gibi buluşmaya erken geldim. ama bu sefer oldukça abarttım. bir saat vaktim var. kahveciye indim. burası da sakin. havuz kenarında en rahat koltuğa kuruldum. kitap okumak istemiyorum. canım çılgınca yazmak istiyor. ne olursa ama. beni harekete geçirecek olan tek şey müzik. tom waits'i çıkardım hemen cebimden! şimdi yazmaya hazırım.
evet.
...
ikindi:
kahveci çocuk boşalan masaları toparlıyor, sandalyeleri hınçla itiyor. belki bizim yerimizde olmak istiyor bu pazar günü. onun yerinde olmak isteyenlerin olabileceğini aklına dahi getirmeden. sonra yanımdaki masada en fazla yirmibeşinde saçları topuz, montu lacivert olan genç bir kadın çıldırtan bir sakinlikle kahvesine şeker koyup en uçtaki masaya hareketleniyor. hemen önümde sağ çaprazımda ellili yaşların ilkbaharında olduğunu tahmin ettiğim beyaz sakallı bir abi dikkatle bir kitabı okuyor. arada kupasından bir yudum kahve içiyor. ben kitabı merak ederken  hemen önümde bir çifte takılıyor bu sefer gözlerim. beş yaşlarında bir çocukları var. kadın çocukla, abi akıllı telefonuyla ilgileniyor.
sıradan bir pazar günü, sıradan insanlar. vakit dolduruyoruz. derken muhteşem bir koku. hafif, meyve özlü gibi ama hayat dolu sanki bahara davet ediyor. kadın kokusu.  kaynağını merak ediyorum. sağıma dönüyorum. kahve sırasında beş farklı kadın. tahmin etmek güç. ancak ve belki  yüzlerinden anlayabilirim. en umutlu, en mutlu bakan olmalı. evet evet ortadaki uzun boylu, kumral kadın. sade bir giyimi, anlamlı ve mutlu bir yüzü var. kokunun sahibi o olmalı mutlaka. 
...
akşam:
arkadaşım yolda biraz daha konuşuruz diyerek deniz otobüsü yerine metrobüse bırakıyor beni. şanslıyım. biner binmez oturuyorum. sonra genç bir çift geliyor yamacıma. tartışıyorlar. öyle ki sezen'in sesini açmak zorunda kalıyorum. yine de duyuyorum onları. meseleleri incir çekirdeğini doldurmuyor. ama onlar sımsıkı sarılmış, bırakmıyorlar. 
söyleyemiyorum. 
...
yatsı:
her şey çok güzel olabilir.
.