9 Şubat 2015 Pazartesi

hayat ne tuhaf klişeler falan

klişeleri yazmak da söylemek de hep kolaydır. ama işte bazen de zorunluluktur. hayat diyorum gerçekten tuhaf doktor. ya da biz biraz garibiz.
çünkü ve zira bu akşam ya da bir kaç zamandır gerçekten bilmiyorum kim oldugumu. nereye gittiğimi. ne yapmaya çalıştığımı ya da yapmadığımı.
uzun bir yolun başında duruyorum öylece.
bir tuhaf haller.
aslında sormak istediğim ; yaşamak nasıl bir oyun? ya da bir oyun mu?
yahut İmtihan? nedir, mesele nedir doktor?
dedim ya tuhaf haller  işte.
misal  ilk gençliğimin geçtiği evdeyim bu akşam. hiç hesapta yokken hem. öyle ki ve hatta yüzde binbeşyüz yokken hesapta. çünkü yaşlı annemin yalnız yaşadığı onbeşte-ayda bir uğradığım baba ocağına daha iki gün önce uğramıştım. hesap kitap, plan program alt üst. yoo hayır çok şükür hastalık hali mevzu bahis değil.  ha benim ruh halimi saymazsak şayet. hem  adı yaşlı sadece. allah uzun ömür versin görsen benden daha dinç ve sağlam annem. 
kendimi dinlemeye, dinlenmeye ihtiyacım vardı. odamda, yirmi yıl öncesindeyim şimdi. her şey aynı. duvarların rengi, masanın yeri, hafız'ın hediye ettiği saat, duvardaki çiviler bile hep yerli yerinde. bir tek geceleri sessizce dinlediğim eski radyomun yerini telefonum almış durumda. hem dinliyor hem yazıyorum gecenin bir vakti.
sanki dün geceki ve bu sabahki ruh halimden daha iyi gibiyim. çünkü eteğimdekilerin bir kısmını annemin kucağına boca ettim. hani ve belki iç güveysinden hallice deyimi özetler hem halimi, hem ruhumu . daha iyi gibiyim. sanki. galiba.
işin aslı emin değilim. 
daha doğrusu sadece yazarken iyiyim. yazının dışında geçirdiğim diğer zamanları yaşamış addedmiyorum çünkü.
şimdi işte eteğimde kalan son kırıntıları da buraya boca ediyorum. 
yıllardır tuttuğumdu bazıları içimdeki.
bazen iyi geliyor. iyi geldiğini sanıyor yahut insan. matrix'e inanasım geliyor böyle zamanlarda. yanılsamalardan mı ibaretiz acaba ve sadece?
ama işte bir yandan da kendimle ailemin yahut 6 yaşından bu yana bana şekil veren gelenek görenek ve bağlı mütemmim cüzleri arasında kıstırılmış gibi hissediyorum. 
bilirsin  "sen erkeksin ..." diye başlayıp devam eden cümleler silsilesi vardır en kritik anlarda bir erkeğe söylenmemesi gereken. lakin işte aile de bunun için var.söylerler...
zaten bu cümlenin sonunda da pavlov'un köpeği gibi kendimden feragat etmeliyim tezini ödev bellersin. çünkü " ama benim hayatım n'olacak" deme şansın yok. es kaza demiş olsan da kontra cümlesi hemen hazır yine; "sen erkeksin....."
..
gece. saat biri onüç geçiyor. düşünceler durulmuyor. hisler, duygular hayaller ve istekler bir yanımda gerçekler ve sömürüye bulanmış bir takım duygular öte yanımda. vicdan ise tam orta yerde. göğsüme oturmuş kalkmıyor.
seç seçebilirsen!
..
hayat işte tuhaf....
gün boyu kadıköydeyim yağmurda, soğukta. ne olduğunu bilmediğim ama kaybettiğim bir şeyi aradım  saatlerce sokaklarda.
ayaklarım isyan ettiğinde alkım kitabevinin önündeyim.
sonunda, tam bir yıl sonra tanpınar'ın saatleri ayarlama enstitüsü'nü aldım. elli sayfa da okudum üstelik. 
geçen kış hüzünlü bir ayrılık sonrasında niyet ettiğim ama okumayı bir türlü beceremediğim  saatler başka türlü ayrılık sancılarının yaşandığı bu kış ortasında elimde şimdi.
ama ben nerde ve kimin elindeyim hiç bir fikrim yok doktor.  hiç bir fikrim yok.
.
ahmet kaya - öyle bir yerdeyim ki