13 Eylül 2014 Cumartesi

revolution

evde oturmuş beatles dinliyorum. çünkü şu an elimde sallanan kitabın sunuş kısmını yazan adam öyle diyor. bu kitabı beatles-revolution şarkısı eşliğinde okuyun diye yazmış. normalde inat, lanet birisiyim. kafama yatmayan hiç bir şeyi yapmam. tersini yaparım genelde söylenenlerin. klişelerle değil ama otoriteyle ciddi sorunum var benim. bunu anneme söylemedim. çünkü  üzülmesini istemiyorum. kardeşlerim de bilmiyor. sevgilim biliyor mu bilmem. hem artık bir sevgilim de yok. olmasını istiyor muyum? onu da bilmiyorum. aslında çok fazla şey istemedim şu hayattan. sıradan ve basit olsun istedim her şey. içtiğim kahve gibi sade olsun bir de. kalabalığa ve gürültüye yer olmasın.. tıpkı manasız ve çıkıntı bazı huylarım gibi. kaldı ki ben de kabullendim artık bazı şeyleri. değiştiremeyince işte oturup bunları yazıyorum. yahut bir arkadaşımın dediği gibi konuşamayınca yazıyorum. yazmak çünkü insana verilmiş en büyük ikinci nimet!  birincisi mi? okumak şayet bana sorarsan. çünkü ben yazmaktan çok, okumayı isterdim. zira böyle dünya yıkılsa umrunda olmayacak şekilde dünyadan kopup sayfalar dolusu okuyabilenleri çok acayip kıskanıyorum. bir de gündüzleri uyuyabilenleri.

bazen kurallarını hiç bilmediğimiz bir oyunun piyonu olduğumuzu düşünürüm. lakin bugünlerde kendimi daha çok etrafındakileri eğlendiren ama içi hüzünden sararıp solmuş bir palyaço gibi hissediyorum. ya da ve bazen herkesin elini çoktan bitirdiği ve keyifle okeye döndüğü bir masa oyununda her daim eli kötü gelen, diğer üç kişiyi eğlendirmekten başkaca bir vazifesi olmayan, masadan da bir türlü kalkıp gidemeyen acemi bir dördüncü gibi hissediyorum. 
" hayat bazılarına mutsuz olmakla duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil.." der bir yazısında murathan mungan.  sanırım benim durumuma en uygun kalıp bu şimdilerde. fakat yarın ne olur bilinmez. 
beatles değil de metallica dinlerim belki. kim bilir?