19 Eylül 2014 Cuma

kahve içip elmalı tart yiyelim mi?

yemin ediyorum laf olsun diye söylemiyorum. ama şu an öyle çok sigara çekti ki canım. anlatamam sana.  içmiyorum lakin. saat nerdeyse gecenin biri. ve yağmur olağanca hızıyla, sanki bir şeylerin intikamını alırcasına vuruyor cama. biliyorum orada siyah el çantamın içinde duruyor bir paket sigara. hemen solumdaki kitaplığın bitişiğinde, sephanın üzerindeki siyah çantadan bahsediyorum. göremiyorum çantayı ama biliyorum ki orada. sigaradan başka bir sabahattin ali kitabı, bir istanbul kart, arabamın ve evin anahtarları, biri mide diğeri baş ağrısı için iki farklı ilaç, içinde bir kaç düşünce kırıntısı olan küçük not defteri, iki tükenmez -bir kurşun kalem, bir kutu naneli sakız, bir sinema bileti, üç dört hafta önceki uykusuz dergisi, bir kaç lira madeni para, telefonun şarj aleti ve kulaklığı var ama telefon yok çantanın içinde. çünkü telefon, masanın üzerinde hemen sağımda duruyor. belki seni ararım diye. aramıyorum ama. şu an sigara nasıl tütüyor gözümde bir bilsen. iki hamle yapıp çok rahatlıkla içebilecekken içmiyorum. üstelik çakmak da sigara paketinin içinde. biliyorum çünkü, canımın çok sıkkın olduğu bir gün kendi ellerimle, özenle yerleştirmiştim. bir şey, gizli bir el tutuyor sanki beni. tanımlayamadığım bir duygunun esiri olmuş gibiyim sanki. sigarayı içmiyorum. aynı duygu seni aramamada izin vermiyor...
bu yakıcı, histerik duygudan kurtulmak için yazıyorum şimdi.
bazen öyle uzak, öyle ulaşılmaz ve hatta saçma geliyor ki yazmak. bazen de işte bir sigara yahut sakinleştirici bir ilaç yerini alabiliyor.   ve beraberinde müzik oluyor vazgeçilmezim bu anlarda.
lakin bilmiyorsun ama eksen dinlemiyorum artık. joy fm''e kanalize oldum bugünlerde. arabada, otobüste, evde, işyerinde nerde olursam olayım sadece bu kanalı dinliyorum. haliyle ruhumdan girip yüreğimden çıkıyor şarkılar. bazen de sadece adele dinliyorum. her sene bir buğulu sese aşık oluyordum ya hani. sen gittikten sonra da adele favorim.
uzatmayalım. ya da uzatalım kime ne? hem zaten geceler yeterince uzun değil mi?

sadık bey, bu şarkılar bir şeylerimizi çalıyor demişti de hak vermiştim hani geçmiş gün. ama şimdi diyorum ki bu filmler, sahici filmler aklımla birlikte yüreğimi de alıyor. paçavra gibi fırlatıp atıyor bir kenara beni. bir hafta kendime gelemiyorum sonra.
aslında bu kadar zayıf değildim ben eskiden. güçlüydüm. ama işte bilirsin belli kırılma anları vardır insanın hayatında. yüzüm gibi içim de gülümserdi hayata. şimdi sadece dudaklarım gülümsüyor. gözlerim ise anlamlı bir şekilde susuyor. hayır, bunu ben demiyorum. görenler öyle söylüyor. sebebi pek çok şey olabilir tabi ki. misal anılarım var derinlerde. çok derinlerde. ancak fransızca bir şarkının dokunabileceği uzaklıkta, ilk gençlik anılarım sonra ve sevgilililerim.
ve sevdiklerim.
çok özlediklerim.
babam.
her şeyim.
şimdi babam yok. sen zaten yoksun.
boğuk, sigara kokulu sesi hala kulaklarımda onca yıl sonra.  özlemi taşlaşmış bir şekilde kursağımda hala.  düşün, öyle özlem doluyum. şimdi kirpiklerimin dibi kaşınıyor... bir saniye lütfen...
..
evet. bu yazma işi böyle de fenadır işte.  ilk defa lunaparka gitmiş çocuk gibi heyecanlandırır, umutlandırır seni önce. ama daha sonra korku tünelinin ortasında yapayalnız bırakıverir bir anda.
..
sonra....
sonrası yok.
sanırım daha fazla devam edemeyeceğim.
bir akşamüstü, iş çıkışı kahve içip elmalı tart yiyelim mi?

fincana kahve koydum gel - ezginin günlüğü