2 Eylül 2012 Pazar

kim o?

radyoda mesela tom waits şarkı söylemeye başlayınca bukowski geliyor aklıma hemen. bukowski ile birlikte sövesim geliyor her şeye otomatikman. sigara ve yazmak sonra. çalakalem yazmak. uzaklaşmak, sarhoş olmak, yürümek uzaklara. koşmak hatta. tren raylarında bilhassa. bağırarak şarkı söylemek bir uçurum kenarında sonra. böyle kimine olağan bana sıradışı gelen eylemler bahsettiğim...

ama bu kez farklı oldu. içimdeki anlamsız sıkıntı pis moruğun notlarını okumak istedi!. oysa ki dün elime geçtiği halde almamıştım alkım'da. çayımdan bir yudum alıp, sartre'nin bulantısını okudum biraz. sıkılınca,  pencereden karanlık ve gereğinden fazla sıcak şehrin gürültüsüne kulak kabarttım. karşılığında alabildiğince bağırmak istedim. ama yapamadım. kendimi tuttum. beni tanımayan komşularıma rezil olmak istemedim sanırım. ya da bilemediğim başka bir dürtü. yedi kat aşağıya baktım ben de amaçsız. otoparkın ışığında sarıya çalan aynı metalik grilikte üç farklı araba vardı.
anlamsızdı!
şehir hala karanlık ve sıcaktı..
kafamı yukarı kaldırdım bu sefer. yıldızsız ve umutsuz bir gökyüzü. her an patlamaya hazır. kıyamet öncesi kararsızlığında sanki. neden bilmem ama ezberlenmiş bir hareketle perdeyi çabucak kapattım. aynı mekaniklikte  televizyonu açtım. istediğim şeyi bulamayacağımın bilincinde ama bilinçsizce kanalları bir aşağı bir yukarı dolaştım. sıkılıp kanepeye fırlattım sonra kumandayı. fazla sert atmış olmalıyım ki pilleri yerinden fırladı. alıp yerine takmaya üşendim.  hem zaten müthiş bir şarkı çalıyordu sihirli kutu. kafamı ileri geri sallayarak tempo tutuyordum ki kapı çaldı....