25 Temmuz 2014 Cuma

kafa nereye ben oraya

sanki yüzyıllardır bu otoban üzerindeymişim gibi hissediyorum. ondört  gün oldu halbuki. ve daha sabahın sekizi. önümde upuzun bir asfalt ve en koyu tonlaması var grinin. tıkanan trafikte rengarenk metal yığınları en metalik grisinden en parlement mavisine sıralanmışlar boy boy.  yolun açılmasını ve sıramızı bekliyoruz güneşe karşı.
hemen arkamda ve muhtemelen tatile giderken zamanlama hatası yapan çekirdek bir aile var beyaz bir toyotada.
ön koltukta tarama özürlü bir koca ve kafasından büyük güneş gözlükleri olan sarışın bir kadın oturuyor. arkada ise
13-18 yaş aralığında iki ergen var. biri kız diğeri erkek. şarkı ve filmlerdeki gibi tıpkı.
onlar birazdan bu ızdıraptan kurtulup güneşi de sollarına alıp hızla güneye inecekler muhtemel. bense önümüzdeki yaza kadar doğu-batı istikametinde gri zemin üzerindeki beyaz şeritleri sayacağım yine kuvvetle muhtemel. bu arada bazen sıla dinleyeceğim bazen radyo eksen. ama çokça hayallere dalıp her seferinde otuz kilometrelik yolu nasıl geldiğimi hatırlamayacağım.
oysa daha dün kendime dedim ki ; modern kölelik diyorlar buna uzmanlar. haklılar. bu mudur yani? bir sene boyunca yani elli iki hafta yani üç yüzaltmış beş gün eksi ondört gün boyunca hepi topu iki haftalık tatilimsi için mi bu eza ve işkence. -ki onun da tatil mi yoksa ayrı bir angarya mı olduğu ayrıca tartışılır.-üzerimize örteceğimiz üç beş güzel, afili çaput parçası için mi yahut sıtarbakslarda, elitist kafe-pastanelerde üç fırt da bitecek brezilyan kahvesini yudumlamak için mi ya da ve yoksa çoluk çocuğun, ana babanın, vatan yahut silistrenin rahat ve bekası için mi tüm bu çırpınışlar, ağız kokuları, mide bulantıları? yazık o zaman lan bize. valla çok yazık!
...
son tahlilde sevgilim;
tıpkı aşkımız gibi hayatımız da tek şeritten ve üstelik kontrollü olarak sağlanıyor ya işte ben en çok ona üzülüyorum..