3 Mayıs 2014 Cumartesi

yüzyıllık yalnızlık

saat daha yedibuçuk bile olmadı ama çok uykum var doktor. öyle sekiz saatlik, bir günlük uyku değil bahsettiğim. yüzyıllık bir uykudan söz ediyorum.evet hem mecazi hem reel anlamda. yüzyıllık yalnızlık oluyor da uyku niye olmasın. son tahlilde o kadar uykulu,  o kadar yorgun ve o kadar ne olduğumu bilmiyorum ki.
kararsız bir bahar güneşi şimdi ruhum. ve bir yangının enkazından bölük pörçük düşen parçalar gibi şu an düşüncelerim. bazen yetişemiyorum onlara. yetiştiğimi de toplayamıyorum. her-kes her-şey yabancı bana. dünya bile. içindekiler mesela. bu insanlar, bu arabalar, bu şuursuz koşturmaca, aydınlatma direkleri, ağaçlar, asansörler, telefonlar, kuş üzümleri ve düşünceler bilhassa. bir tek şarkılar sıcak. bir tek onlar tanıdık hâlâ...
ama artık kabul edelim doktor; bu saatten sonra çırpınmanın hiç bir faydası yok. manası da. çünkü ve zira hep yarım kalmış kitaplar, filmler, şiirler ve tabiki aşklar.
en nihayetinde yarım kalmış bir hayat. aylak bile olamamış ama bünyede hep bâki kalmış tembel bir ruh ve beden ikilisi. kaldı ki, huysuz ve huzursuz her daim.
şimdi mesela pc açık ama yattığım yerden, telefondan yazıyorum uzun uzun. çünkü kısa cümleler kurmayı unuttum. ve hükümsüz hayallerimi kaybettim. özlediğim bir şey yok. ne bir heyecan, ne bir istek. ne yaptığımı bilmiyorum artık. kendi karanlığımda kaybolmak üzereyim. işte son bir gayret yazıyorum sana.
yo hayır! mayıs sıkıntısı değil belli! bu da geçer diyorum. ama geçmeyecek o da belli. uzun süre sonra ilk kez böyle uzun uzadıya yazmak istiyorum. patlamak üzere olan bir yanardağ gibi içim sanki...
ama bir uyusam geçecek onu da biliyorum. bir uyusam, bir yüzyıl. geçecek. biliyorum. sonra "bak gördün mü doktor bu da geçti" diyeceğim sana. bak gördün mü? 

.