20 Nisan 2014 Pazar

cevapsız sorular

kayboldum.
taşrada sakinlik arayan ünlü bir yazarın, yeni romanının bir türlü yazılamayan giriş cümlesi gibiyim bugünlerde. ve hemen akabinde bir türlü bulunamayan kasaba gibiyim orta üç coğrafya atlasında.
yine de soruyorlar bir kısım meymenetsiz kamu ve özel teşebbüs binaların girişinde.
-kimsin sen?
cevap veremiyorum.donup kalıyorum ilk şaşkınlıkta.
neden sonra ;
-belki bir teoman şarkısıyım diyorum içtenlikle. havaalanında kaybolan bavulu gibiyim hani.
paramparça yani!
 inanmıyorlar..
-o vakit belden aşağısı kırık bir tuborg şişesiyim moda parkında. kimsesiz ve kırık diyorum.
üstümü arıyorlar telaşla.
-durun bir dakika  belki de, bir ayfer tunç öyküsünde benliğini arayan bir adamın hikayesiyim diyorum heyecanla..
bu sefer yere yatırıyorlar..
-ama ve belki de abidin dino'nun çizdiği bir resim, mesela mutsuzluğun resmiyim.
diyorum.
serbest bırakıyorlar.... 

çok fazla şey istemedim oysa bu hayattan. sıradan ve basit olsun istedim her şey. kahve gibi sade olsun bir de. kalabalığa ve gürültüye yer olmasın hayatımda.. tıpkı manasız ve çıkıntı bazı huylarım gibi..
kendimle baş başa kaldığımda nasıl kararıyorsa kalemim, samimi ortamlarda bembeyaz bir papatya gibi açıyor oysa sözlerim. daha çok yazdıkça ve biraz fazla düşündükçe bir denge meselesi olduğuna inanıyorum artık bu birbirine sırt çevirmiş iç ve dış hallerimin. 

hayır, hayır! kesinlikle bir şeyleri gizlemek yahut iki yüzlülük olarak algınlanmamalı bu farklı tavırlarım bayım. nasıl anlatsam; bu tıpkı gece ile gündüzün, güneş ile yağmurun, yaz ile kışın arasındaki bağ gibi kuvvetli. birbirinin zıttı gibi dursalar da birbirlerinin var oluşlarından güç ve vücut buluyorlar adeta. 
böyle bir şey işte..
kaldı ki ben de kabullendim artık bazı şeyleri. bir arkadaşımın dediği gibi yapamayınca yazıyorum. yahut konuşamayınca...


  sıkıldıkça dirseğimde kabuk bağlamış yarayı didikliyorum. bazen de ve özellikle pazarları balkondan tek tük geçen sokak insanlarını izliyorum. fakat düşünemiyorum.
sanki zaman , her şey durmuş da bir ben kalmışım gibi dünyada. ya da tam tersi bilemiyorum .
tuhaf bir durgunluk işte. bensiz geçip giden hayatımın tek izleyicisiyim sanki şu an. lakin hissetmiyor, duymuyorum. avucumun içinden kayıp giden hayatımı tutamıyorum. tek tutunabildiğim hâlâ ve ısrarla şarkılar. evet göksel dinlemeyi hâlâ seviyorum.
sevdiğim başka şeyler de var. misal hâlâ kelimesindeki a harflerine şapka giydirmeyi, dahi anlamına gelen de ve da bağlaçlarını ayrı yazmayı. ıspanaklı böreği de çok seviyorum ama uyuyabilmek istiyorum yine de gündüzleri. çünkü kıskanıyorum gündüz uyuyabilenleri ve her şeye rağmen geniş durabilen insanları. onca hüznüne rağmen mizah duygusunu kaybetmeyenleri.
sonra ve mesela uzun, çok uzun mektuplar yazmak istiyorum. ama ne yazacağımı bilemediğim uzak yakınlarım var.
sadece ve sadece bir gün, hiç habersiz hatta benim bile haberim yokken sevdiğim bir filmin içinde yitip gitmeyi umuyorum.
.