29 Nisan 2014 Salı

incecikten bir kar yağar


fırının kapısından henüz çıkmıştım ki; sıcacık ve mis gibi kokan ekmeğin ucundan kocaman bir ısırık için daha fazla bekleyemedim. sanki umrundaymış gibi daha çok çocukluktan kalma alışkanlıkla sokağın bir soluna bir de sağına baktım gören oldu mu diye. sonra türk sporuna katkıda bulunmak için yolun karşısındaki iddaa bayine yöneldim. iki liralık kupon yaptım. gelirse tam tamına 22.582,22 TL alacağım. uzak ihtimal. ağustosta kar yağması gibi bir şey. hocanın göle çalması gibi yahut. ama ya tutarsa? o vakit işte kimseye bağışlamaya niyetim yok. yiyeceğim çatır çatır. niye bilmem şimdi durduk yerde ve tam dokuz sene sonra bu mahalleyi sevdiğimi net olarak söyleyebilirim artık. ayrılamayız biz. gerçi o eski, bilindik, rating rekorlu dizilerdeki mahalle-esnaf samimiyeti yok belki aramızda ama yine de bir mahalle sıcaklığı, gizliden ferahlık veren bir huzur, bir aidiyet duygusu hissettiriyor kendini derinden derine. her ne kadar yirmi metrekareye iki süpermarket düşse de ve biz esnafı bırakıp genelde bunlardan para puanlı alışverişler yapsakta, esnafımız bilindik, tanıdık yüzler hep. sonra hitchok filmlerini anımsatan o küçük, kendine has, karanlık ve bazen gizemli, bol güvercinli parkımız var. ocaktan henüz çıkmış ekmeğin kokusunun buram buram sokağa yayıldığı fırınımız, eczamız, kuruyemişcimiz, şarküterimiz ve artık evet şans oyunları bayimiz. dahası hâlâ istanbul beyfendi ve hanfendilerimiz var. dokuz sene oldu ve ne yalan söyleyim güneşin ilk kez bu kadar cömert olduğu bu bahar gününde ilk kez adam gibi sevdim mahallemizi. ama sonrası n'olur onu bilemem!

.