13 Şubat 2014 Perşembe

fincana kahve koydum

haftalar sonra varoş cafedeyim. yine az şekerli kahve. yine kış güneşi.
bu güneşi çok seviyorum. müzik yok bugün. kulaklığımı ofiste unuttum çünkü. açıktan dinlemeye de utanıyorum. bunun yerine benim oturduğum masa dışında dolu olan tek masadaki iki adamın üçüncü şahıslardaki alacak tartışmalarını dinliyorum. yemek vakti. az önce siyah çantalı, mavi gravatlı bir adam daha geldi cafeye. güneş yüzüme yüzüme öyle güzel vuruyor ki sanırım aşık oldum bu sıcaklığa. ama ruhum hala üşüyor. eksik bir şeyler var. canım sigara istiyor. en son keyfine ne zaman içtim hatırlamıyorum. üç ay, beş ay belki de bir sene. gerçekten hatırlamıyorum. altı ayda bir senede böyle yoğun bir biçimde istek duyarım. tiryaki değilim ama eziyet ediyorum kendime. yarısını atacağım bir dal sigara için paket ziyan etmeye gönlüm razı gelmiyor. mavi gravatlı abiden istesem kesin verir ama öldürseler isteyemem. salakça bir durum kabul ediyorum. 
kahvemden bir yudum daha alıyorum.üstüne biraz su. ve şimdi bir adam ve orta yaşlı kısa saçlı bir kadın giriyor içeri. yemek yiyecekler belli. kapalı mekana girdiklerine göre sigara içmiyorlar ya da biri fedakarlık yapıyor. acaba hangisi?
en can alıcı ve nerdeyse tek güneşli köşesindeyim cafenin. lakin dükkan sahibinin temizlik yapacağı tuttu benim köşede. yan masaya geçiyorum. sırtımı verdim şimdi güneşe. bu duygu da güzel.
aylak kedileri niye kıskandığımı şimdi daha iyi anlıyorum.