8 Ocak 2014 Çarşamba

yeşil

sizin hiç kazağınız çalındı mı bayım? benim bi'kere çalındı. hem öyle katmerli liralar ödeyerek marka mağazalardan alınma bir kazak değil ha bu. bizzat el emeği, anamın göz nuru  bir kazaktı.
itiraf etmem gerekirse annem üzerimde ilk provaları yaparken pek beğenmediğim, rengiyle dalga bile geçtiğim yemyeşil bir kazaktı bu. ama işte çalındığında çok üzülmüştüm. çünkü ayşe'de çok sevmişti. sevmese gözlerinle uyum içinde olmuş der miydi? demezdi elbet. kazağımı sevdiyse belki ilerde beni de severdi.
liseyi bitirdiğim yıldı sanırdım. yahut bitirmek üzereydim. hani istanbul'a çok kar yağmıştı ya. işte o yıl.

-sen bir giy hele bu soğuklarda "kip" tutar oğlum demişti annem bitirince.

daha giymeye başlayalı bir hafta olmamıştı ki tam da ayşe'nin sevdiği günün akşamı bahçe katındaki evimizin önünden bir akşam karanlığından faydalanan kişi ya da kişiler lacivert pantolonumla birlikte yeşil kazağımı da çalmışlar.
saat dokuzu biraz geçiyordu annem kötü haberi verdiğinde. akşam yemeğini yemiştik. babam işten gelmiş. biraderim derslerini bitirmişti. tv kumandası kimde kalacak kavgası yapıyorduk sanırım. bi saniye. o vakitler bizim kumandalı televizyonumuz yoktu ki?
var mıydı? emin değilim. istanbul'a çok kar yağmıştı. şubat ya da marttı. belki de ocak.
galiba dolmakalemimi almıştı biraderim. en sevdiğim. pelikan mavi mürekkeple ayşe'ye o'ndan habersiz mektuplar yazdığım kalemim.
sonra işte dolmakalemi çekip kurtardığım an da yangın çıkmış gibi çığlık çığlığa içeri girdi annem.

-vah vah tüh tüh diyerek ve kıpkırmızı bir süratla

anne n'oldu dememize gerek yoktu çoktan psikopata bağlamıştı bile.
..
-ocağı yanasıcalar, gavur deyyuslar, allahınızdan bulun hırsız köpekler, ben kaç gün uğraştım o kazakla nursuz herifler, çalacak başka şey mi bulamadınız, beni mi buldunuz, burnunuzdan fitil fitil gelir inşaallah....

ben dolmakalem elimde öylece kalakaldım. bir ayşe geliyordu gözümün önüne; gözlerinle uyum içinde derken, bir annemin kızgın yüzü.
birader de et derdindeydi o sıra ;

 -benim mavi kotum, benim mavi kotum diye koşarak dışarı fırladı pezevenk.

benim yeşil kazağım gitmiş. ayşe'nin çok sevdiği hem. bu dallama da kotunun derdinde.
çalmamış ibneler o'nun kotunu. çalsalar belki affedebilirdim onları. ama o an bir kez daha kızdım bu şerrefsiz hırsızlara..
hoş benim mavi kotum ve kareli gömleğim de duruyordu. ama işte ayşe çok sevdi diye daha çok sevdiğim yeşil kazağım ve lacivert pantolonum yoktu ortada. kimsenin getireceği de yoktu. hırsızın bana garezi vardı sanırım. kimseyle de mevzum yoktu halbuki. evden okula, okuldan önce kahveye sonra eve gidip gelen kendi halinde, sıradan biriydim.
üstelik babamın frenk gömleği de duruyordu.
babam demişken. en sakinimiz oydu. hiç bu kadar sakin, gamsız görmemiştim o'nu.
hatta bir ara bıyık altından gülerken gördüm sanırım.
maddi yönünden çok  manevi bir değeri vardı elbet kazağın.
annem,  günlerce uğramıştı kadıncağız. bir de işte ayşe sevmişti.
neden sonra annem kendine geldi.

-olsun aslanım ben sana aynısından yeniden örerim dedi.(dediğini yaptı ördü de iki hafta sonra)

babam olayların başından beri takındığı sakin tavırla söze karıştı.

-şöyle düşünün çocuklar belki gerçekten ihtiyacı olan biri almıştır. bu biraz olsun hafifletmez mi üzüntünüzü.

aslında mantığım o'na hak veriyordu ama duygularım. sonra ayşe..kızgındım..
gözlerine baktım. şaka da yapmıyordu. hatta hiç bu kadar ciddi görmemiştim o'nu.
benim babam. işte böyle bir adamdı.
peki sizin hiç babanız öldü mü bayım?
benim ...