7 Ocak 2014 Salı

alarm

"bir erkek" dedi.  hem otoriter hem de ikna edici, naif bir tonda ;

"hastane koridorunda sartre okuyorsa şayet ciddi bulantıları ve sıkıntıları vardır".
bu buğulu sesin sahibini deli gibi merak ederek ama egomdan da taviz vermeyerek, gözümü kitaptan ayırmadan  "kimin yok ki"  dedim.

"haklısın" diye cevapladı.ve teklifsiz, tekinsiz yanıma oturup "sana bir hikaye anlatacağım"  dedi.
sanırım en çok bu palas pandras, cüretkar hallerini sevdim.
ve belki de sırf bu yüzden sadece gülümseyerek "seni dinliyorum" demek istedim. fakat diyemedim. gözlerine, yosun yeşili gözlerine kilitlenip kaldım. sadece dudakları hareket ediyordu. bir de...
bir de işte gözleri kalbimi söküyordu. ama hiç bir şey hissetmiyordum. anlattıklarını duymuyordum.
allahım rüya mıydı  bu. yoksa bir film miydi içinde bulunduğum hayal alemi. neydi.
bilemedim.
ama o anlattı, anlattı , hiç durmadan anlattı. dudaklarının her hareketinde kalbimden bir parça kopuyordu sanki. çünkü gözleri... o gözleri unutmam mümkün değil.
neden sonra "işte böyle dostum" diyerek elini sol omuz başıma koyup giderken  öylece bakabildim ardından.
ama çabuk toparlandım. 
"peki ama adınız neydi"  diye seslendim henüz üç-beş adım atmışken.
can alıcı bir hollywood dönüşü yapıp tam ismini bahşedecekken şerrefsiz telefonun alarmı çaldı.
sonra...
sonrası yeni bir telefon almak zorunda kaldım kendime.
ve artık sabahları biyolojik saatimle uyanıyorum. 

.
son çalan şarkı : malo