10 Aralık 2013 Salı

durak

-afedersiniz az önce geçen otobüs 1946 mıydı acaba?
-hayır...
dediğimde ümitlenmiş hatta gülümsemişti gözlerine kadar.
 lakin son sözümü söylememiştim daha. bu kadar üzüleceğini bilsem söylemezdim de zaten. hem böylece ben de üzülmezdim. ama laf ağızdan çıkmıştı bir kere.
-hayır.. geçen 2043'tü. ama üç-dört dakika önce de 1946 geçti maalesef.
bir yakınını kaybetmiş gibi sag elini  yüzüne kapadı ve ayyy diye ünledi.
bir otobüsü kaçırdığı için hayal kırıklığı yaşayan çok insan görmüştüm fakat böyle üzüleni ilk defa görüyordum. tuhaf bir yakınlık hissettim o'na karşı. son yıllarda yanıma çok fazla uğramayan insani bir şey olsa gerek. insan olmak böyle bir şeydi belki de.
unutmuşum!
bir de iki hafta önce çok zorlu bir ameliyattan çıktığında sadece kızının adını sayıklayan kızkardeşimi görünce bir şeyler olmuş, boğulacak gibi hissedip gözlerimi odadakilerden kaçırmak için telaşla dışarı çıkmıştım. birader anlamıştı sanırım durumu. belki o da aynı maksatla çıktı bilemiyorum.
ben pencereden en uzaktaki gökdeleni gözüme kestirmişken yanıma geldi. hiç bir şey demedi sadece elini omzuma koyup metin olmamı öğütlercesine hafifçe sıktı. hiç konuşmadık. zaten normalde de pek konuşmazdık. farklı dünyaların kardeşleriydik çünkü biz. lakin söylemesekte hepimiz birbirimizi çok seviyorduk. uzunca bir süre boş boş beton blokları izledim ben. o neyi izledi bilmiyorum. yeğenimin sesiyle kendimize geldik. kardeşimiz de kendine gelmiş. doktoru  iyi olacağını söylemiş. şimdi yazarken bencilliğime hayıflandığım derin bir ohh çektiğimi hatırlıyorum o sırada.

oysa bundan tam altı dakika önce benzer hayal kırıklıgını ben de yaşamıştım.
beni eve götürecek otobüs gözümün önünde köşeyi dönmüş  uçup gitmişti adeta. üstelik bomboştu. kar yağıyordu. soğuktu. belki daha da şiddetlenecekti kar. ekstradan beklenecek 20-30 dakika canımı sıkmıştı.
ama işte beş dakikalığına da olsa kaderimiz kesişmişti.
ben o'nun otobüse ne kadar ihtiyacı olduğunu anlayamamış, sanki bilerek ve isteyerek canını acıtır gibi bozulmayan bir ezberle doğruyu yalnızca doğruyu söylüyordum.
1946 hattı ile farkı sadece bir harf olan başka bir otobüs duraktan geçince ürkek adımlarla, çekinerek tekrar yanıma gelip;

- pardon! geçen otobüs maviydi değil mi dedi yanılmış olabileceğimi umarak ve belki  içinden dua ederek.
hangi kıyım ve fırtınalara sebebiyet verdiğimi düşünmeden ve hatta gizliden sinirlenerek
- kesinlikle maviydi. kültigen konakları'na gidiyordu dedim.

az öncekiyle eşdeğerde yine hüzünlü bir hal aldı çehresi. fakat bu sefer vücudunun herhangi bir yerine ani ve keskin bir ağrı saplanmış gibi buruşturdu yüzünü. dişlerini ve gözlerini sıktı. teşekkür edip sessiz ve çaresiz, düşünceli adımlarla geldiği yöne uzaklaştı.
nasıl bir eşeklik yaptığımı o vakit anladım.
en azından ikinci kez sorduğunda emin olmadığımı söyleyip o'nu umuduyla baş başbaşa bırakabilirdim.
yapmadım. o'nu yaralayacak, bildiğim tüm gerçekleri anlattım.
pişmandım. ve üzgün.
üşümüş bir de.
nereye gittiğine bakmadan gelen ilk otobüse binip uzaklaşmak istedim o an.
ama o benden önce, sevinçle koştu ilk gelen otobüse.
1946 idi.
binmedim.
2071in gelmesine daha çok vardı.