12 Ağustos 2013 Pazartesi

istatistik

balık burcuydu. eroğlu oku dedi. sevdim, sen de seveceksin diye de ekledi hulusi efendi!
niye burcunu söyledim ki şimdi. bilmem! belki yazar, tarz, karakterler anlamında bağ kurdurmak için.
oysa ben kendim mesela akrep burcuyum.
 okumamıştım. ilk fırsatta baktım eroğlu kitaplarına. kendini hemen beğendirip aldırsın diye seveceğim bir iki cümle aradım. bulamadım. almadım ve okumadım dolayısıyla. bir eksiklik var gibiydi sanki. belki de eksiklik bendeydi. ben akrep o balık. renkler flu, zevkler siyaset meydanı hem. yanlış zamanda bakıyor olabilirdim. misal milletin yıkıldığı behzat çe romanlarında da aynısı olmuştu ve pis moruğun notlarında bukowski'nin. net ve kararlıydım hepsinde. almadım.
keşke dedim; hayatımın geri kalanı içinde aynı kararlıkta olabilsem.
duymadın mı?
peki o zaman şöyle söylemek lazım gelir; dexter morgan'nın tüm sezonlarını izlemekte kararlıyım. (ama peşinen söyleyim benim adamım angel batista) ve brazzaville-anabel şarkısı ile şimdi ismini unuttuğum çok güzel bir fransızca şarkıyı bayrak yapma niyetindeyim arabama. sonra belki uzun tatilde buraya çok uzun bir yazı asmak. ömer faruk dönmez'in o hikayesini aramak belki.
gördüğün gibi ve aslında hepsi tırvırı. hızla geçip giden hayatın akışına dair en ufak bir gerçek yok. peki geçip giden hayatı durdurmak bir filmi durdurur gibi.
mümkün mü, geriye sarmak. mesela yirmisekizinci bölümüne dönmek hayatının?
yok hayır vazgeçtim yirminci bölümü olsun. hayır hayır ondokuz olsun.
anladın mı şimdi? ben uygulamalı olarak yeniden anladım. seni bilmem ama. tekrar etmek istemiyorum. böyle de çirkinleşebiliyorum işte haksız yargıların karşısında! çünkü bilmiyorsun. google efendi de bilmiyor ne olduğunu. hayat istatistiklerdeki gibi değildir. filmlerde ve kitaplardaki gibi hiç değil.
envanter tutmuş. en çok salı günleri ve saat 08:00 ve 15:00 civarı ve ayın onuncu günlerinde yazmışım.
eee..sonuç?
hayat bu değildir google efendi. dünya da! aç gözünü seyret tekrarı yok bunun demedik mi. dedik. bu arada siz genç bayan lütfen satır aralarımdan çıkınız ve siz bayım lütfen aldığınız o cümleyi yavaşca yerine bırakın. çok hassas cümleciklerdir onlar. sonuçta kimsenin kırılmasını istemeyiz değil mi?
evet işte çayımız da geldi. itiraf etmeliyim ki bu işyerinin en sevdiğim yanı. sıcak ve demli çayı. bazen de kahvesi. gerisi laf-ı güzaf ve çekilecek gibi olmayan kilometrelerce asfalt yolu. üstelik gıpgri. insan bi sarıya bir turuncuya boyar. dedik ya renkler flu. ve hep koyu. sonuçta temmuz çok nemli ve netameli geçti. umarım ağustos çabuk biter de eylüle kavuşuruz bir an evvel. sanırım hepsi bu kadar. çayımda bitti zaten. şimdi sessizce dağılalım lütfen.
.