21 Temmuz 2013 Pazar

yitik

gitmek isteyip de bir türlü gidemeyenlere asıl koyan nedir bilir misin usta?
galiba ben biliyorum!
onlara acı veren, lime lime eden, her pazar, her pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma, aralık, ocak, yirmisekiz ve yirmidokuz çeken her şubat, her bahar, her yaz, her yıldönümü, her gündoğumu ve her günbatımı bir türlü gidememiş olmaları değil, asla ve kat'a gidemeyeceklerini bilmeleridir. zaman içinde çıpa değil de iskele babası olduklarını anlamalarıdır.
çünkü onlar, gitmek isteyenler yani hiç gidemeyenler; yabancı bandıralı bir kuru yük gemisinin otomatik makina ile bir hamlede çekilebilecekleri zincirin ucundaki çıpası sanırlar kendilerini. yeter ki kaptan "kalpten" bir haydi desin. bir harekete bakar uzak veya yakın diyarlara gitmek! halbuki onlar, o koca gemileri tutan palamarların sarmaladığı iskele babalarından başka hiç bir şey değildirler. en esaslı, en hüzünlü hikayeler onlardadır belli etmeseler de. en acı verici çelişkinin, tarihi bir yanılsamanın kurbanıdırlar çünkü. sarıp sarmaladıkları, uğruna kök saldıkları insanlar, değerler, bir bir mekandan yahut dünyadan ayrılırlar ama onlar hiç bir yere kımıldayamazlar. yine de çok isterler gitmeyi. hayalperesttirler çünkü. bir gün mutlaka derler hep. bir gün mutlaka. lakin bilmezler çıpa ile iskele babasının arasındaki farkı. belki de bilmek istemezler. ümit etmek isterler. ve çokca hayal ederler.
bir gün mutlaka....