10 Ağustos 2012 Cuma

klişe

çok kalm'ycam bi bakıp çık'ıcam dedim kalbime; sevdiğim gelmiş mi diye? gelmedi ama yakında eylül gelecek, gel otur soluklan biraz muhabbet ederiz hem dedi ve çok yalnızım olm diye gereksiz yere uzattı lafı duygusal herif. yok dedim eylül gelir geçer ama hüznüm baki kalır benim. hem sevdiğim yoksa yanımda neye yarar güz yağmurları. peki o vakit; bir türk, bir ingiliz, bir alman fıkrası anlatsam yine de oynamaz mısın benimle dedi. bülent ortaçgil'in yeri ayrı ama hepsi için yeterince vaktim yok sen kutumuzu aç en iyisi dedim sinirli sinirli. bir mektup bir de çengel bulmaca vardı kutuda. ama acun yoktu. çünkü eski adıyla inter stara geçmişti ve malı çenemizi çok yormuştu vakti zamanında. sağlık olsun deyip nefeslenmek için nazım hikmete türk kahvesi içmeye gittim top patladıktan bir süre sonra. ama afyonum geç patladı ve ben türk kahvesi sevmezdim. ilk anda niteliği belirsiz  malzeme veya malzemeler sayesinde amacım kısa sürede anlaşıldı. tek şeker, biraz süt, bir kaşık nescafe. hayat, ne garip. kahvedekilere elimdeki çengel bulmacayı gösterdim. fotoğraftaki sanatçı benim sevdiğim olur, tanıyor musunuz, göreniniz var mı? kimi dudak büktü , kimi bilmiyorum der gibi ellerini iki yana açtı ama kimse konuşmadı ocaktaki çaycıdan başka. hey dostum fotoğraftaki sanatçı hamili yakınımdan daha yakındır o'na iyi bak, tanıyor musun diyerek filmlerden öğrendiğim kadarı ile gıcır bi yüzlüğü tezgahın altına belli belirsiz iteledim. ayıp ediyorsun ağbi ben öyle bir insan mıyım dedi. elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordum. çünkü bana seni gerek seniydi. ama ve neden sonra seninki çöllere düştü dedi içimden başka bir organ. fakat nasıl olurdu. hani teşbihte hata olmazdı. o leyla, ben mecnunsam çöllere giden ben olmalıydım. devir değişti bayım, artık kızlar teklif ediyor üniversitede dedi ekşi sözlükten biri. çaresiz eğdim başımı önüme ve masumiyet'in bekir'i formatında yürürken ağır ağır elimdeki mektubu farkettim. telaşla okumaya başladım. "sen bu mektubu okuduğunda ben çok.... " devamını okuyamadım zira o sırada üç ila sekiz kuvvetinde esen karayel aldı götürdü o'nu benden uzaklara. peki ama mektuptaki "çok"....neydi? düşünemiyordum. iyilik mi, dostluk mu yoksa emek miydi? yahut çok sevgili annesine mi gitmişti ya da çok eskilerden tanıdığı felsefe hocasına akıl danışmaya mı? sıcaklık hissedilir derecede artarken elimdeki ve fotoğraftaki senle oracıkta öylece kalakalmıştım evinden çok uzaklarda yalnız bir adam olarak. düşünüyordum.öyleyse vardım. ama sen yoktun. kalıplaşmış tüm cümleler adına yemin ederim ki seni bulacağım.seni bulacağım. bir gün mutlaka. ama şimdi çıkmam lazım sevgilim. bana ayrılan sürenin sonuna geldim zira.her neredeysen kendine çook iyi davran.sakın hasta olayım deme bebeğim. haydi hasta la vista.
.
ayşegül aldinç-beni hatırla
.