18 Temmuz 2013 Perşembe

bugünlerde

geceleri ölü bir yılan gibi uzanıyorum pencerenin altında. çünkü evimiz güney cephe ve çok sıcak oluyor. evmiz derken evsahibemin evi. ayaşlı ve sıradan bir kiracıyım yoksa ben kendim. pencere kenarı hem biraz esiyor hem de yıldızları görme şansım oluyor böylelikle. şanslı olduğum günler aydede de katılıyor bize. masmavi, açık bir gökyüzü, yıldızlar ve ay. sonrası ve boşlukları doldurmak hayal gücüme kalıyor artık. 
 hayal gücümün iş yapmadığı zamanlar şarkılardan medet umuyorum. fakat emre aydın mı yoksa sıla'mı daha çok hüzünlendiriyor beni bir türlü karar veremiyorum. fazla dert etmiyorum. dinliyorum. şarkılar bu hüzünbaz ve sıkıcı hallarımın sebebi değiller belki ama can yoldaşıdırlar. hem commandate'yi bahse konu etmezsek yüreğimi kanatan yegane sanatçı dostlarımdır kendileri! 
yalnız sıcak ve nemin tavan yaptığı bu mukaddes günlerde gündüz değil de geceleri daha çok susuyorum usta. buzdolabından çıkardığım buz gibi suyu bir miktar sıcak su ile karıştırıp içiyorum hala çocukluktan kalma bir alışkanlıkla. 
çocukluk demişken başka bir alışkanlığım ilkokuldan sıra arkadaşım hafız. dün gece dertleştik yine.  dert üstüne dert yük üstüne yük bindiriyoruz üzerimize. birbirimize verdiğimiz ara gazlarını unutmamak gerek elbet. hayatta adam gibi bir haltı başaramamış iki adam iş kurmaktan bahsediyor. inanabiliyor musun usta? üretmekten, çok çalışmaktan, projeden, fizibiliteden bahseder olmuşuz. biz ne zaman bu hale geldik gayri safi milli hasılaya katkı yapmaktan söz eder olduk bilemiyorum. 
hafız ki;  ilkokul beşte düz yolda yürüyemeyip arıtma havuzuna düşen, ykm'de traş losyonunu deodarant diye elime sıkıp bizi sosyeteye rezil eden adam. mahallemizin sakar kalecisi. dişhekimliği üçten terk ama her şeye rağmen hayata sımsıkı devam eden aylak adamım. 
tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş mu yoksa al birini vur ötekine mi denir bu durumda bilmem ama benim de pek farkım yok hafızdan. belki biraz daha şanslıydım ondan. beşbuçuk senede de olsa fakülteyi bitirebilmiştim ama benim de hayata devam zorunluluğu ile ilgili problemlerim var. çocukluğuna vurgu yapıp geçmişe atıf yapanlara uzun süre direndim lakin.... çocukluk....
 mahalle takımında da boyum uzun diye defans oynatırlardı. ha bi de sünnetçi ilk hafızı tuttu sonra beni. aynı anda etek giydik. bir kız için kavgamızı da aynı vakit ettik çünkü aynı kıza aşık olmuştuk orta ikide. arada fikir ayrılıklarımız da oldu. ama kopmadık, daha sıkı sarıldık birbirimize.şimdi iş kurmaktan bahsediyoruz. ama ben hala sıla ile emre aydın arasında kalmış vaziyetteyim. kaybettik mi yoksa kazandık mı?