11 Mayıs 2013 Cumartesi

yazlık

az önce yazlık elbiseleri çıkardım. bir kısım kışlık ve baharda giydiklerimin hepsini tek tek katlayarak kaldırdım. onlarla birlikte yaşadıklarımı da katlayıp kaldırdım bir kenara. ve adeta yeni yaşanacaklara yer açtım zihnimde. oysa ki çoğu şey gibi farkında olmadan yaptığımız , her sene tekrar ettiğimiz bu ritiüel , her mevsim dönüşündeki bu saçma telaşımız aslında ne kadar basit ve kısır bir döngüde yaşadığımızı göstermiyor mu?
basit yaşayalım diye bunun için diyorlarmış meğer. ilkbahar yaz sonbahar kış çünkü. gece ve gündüz vardır. tıpkı yaşam ve ölüm gibi. kaybedecek neyimiz olurdu ki canımızdan başka.
lakin  işte cennet vatanımızın övgüsü olarak kullanıldı hep milli müfredetamızda bu dört mevsim. oysa doğduğumdan beri kaç mevsim geçirdim, hiç  hesaplamadım. çünkü kışlarımız genelde ılık ve yağışlı yazlarımız sıcak ve kurak geçerdi. üç tarafımız denizle çevriliydi ama dört denizimiz vardı. ilkokul beşe kadar çözememiştim bunu. bir de ruslara anlam veremiştim sıcak denizlere inmek istedikleri için o sıralar. meğer hepsini büyüyünce anlıyormuş insan.

bu zarif ve güneşli cumartesi öğleden sonrasında yapacak o kadar işim varken naftalin kokulu elbiselerin arasına niye daldım ki? sanırım düşüncelerimi yavaşlatmak hatta durdurmak için. ama sizi temin ederim bayım hiç işe yaramıyor. bilakis daha da hızlandırıyor.
herkes , en yakınımdan en uzağıma beni tanıdığını, çözdüğünü sanıyor. hatta siz genç bayan burada okuduğumuz üç beş yazımdan sonra bir yargıya vardınız yeterince analiz ettiğinizi düşündüğünüz satır aralarım sayesinde. lakin işte siz ve onlar yanlış biliyorsunuz. anlamıyorsunuz. nerden bileceksiniz. bazen ben bile anlamıyorken kendimi.

oysa her haftabaşından cuma akşamüstüne kadar bir sürü sözler veriyorum özlediğim arkadaşlarıma. "olm bu cumartesi kesin buluşuyoruz bak yamuk yapmak yok haa."
fakat cumartesi yarım sabah çalışınca ve haliyle gün piç olunca saat onbirde vazgeçiyorum bir hafta hayalini kurduğum buluşma istediğimden. çünkü hem her yer kalabalık hem her yer,  her şey,  herkes uzak bana. bir de üşeniyorum. sadece kusmak istiyorum. onda bile rahat ve yalnız bırakmıyorlar. kimi camı açar mısın diyor kimi telefonuyla kulak zarımı iğfal ediyor. çoluk cocuktan bahsetmiyorum bile. ve burnumun dibinde yumruğun kadar sakızı çiğneyen, kokarca gibi kokan kadın ve adamlardan. çünkü gitgide minekırıkkanatla perihanmağden arası bir şey oluyorum. insanları sevmiyorum. hor görüyorum. oysa kibir en büyük günahtır. bunu da en iyi ben biliyorum.
lakin geçen yaz biterken aldığım pantolonların bu yaz başlangıcında kıçıma olmaması ..
işte her şeyi mahveden bu!
her türlü ortamda aşağıladığım koca götlü ve göbekli yurdum insanları gibi olmaya ramak kalmışken aynanın karşısında tuhaf hareketler yaparken buldum kendimi. kendi sesime katlanabilsem şarkı bile söylerdim.  neyse ki....