30 Nisan 2012 Pazartesi

porque

bugün bir kez daha aşık oldum sana.
çünkü ben, beni ağlatan kadınlara aşık olurum hep. ama hüzünden ama mutluluktan.
yalan yok şimdi, uzun zamandır unutmuş ve uyutmuştum seni kalbimin bir köşesinde.
izini de kaybetmiştim hem.
sonra işte o fotoğrafını gördüm tesadüfen.
bir sıla şarkısını gözümde canlandırır gibi sevdim, sevindim.
o vakitler ikimizin de bildiğini ama benim asla söyle-ye-mediğimi şimdi yazıyorum işte.
seni seviyorum.
çünkü yüzündeki hüznü seviyorum.
ne var ki; bunu asla bilmeyeceksin.
bunu söylemeyeceğim sana.
bilmemen, bilmenden daha hayırlı olacak çünkü.
seni çok seviyorum.
.
sıla - seni görmeseydim

27 Nisan 2012 Cuma

bir varmış iki yokmuş

tramvay gelmemişti daha o vakitler. otobüs çok dolaşıyor ve biraz da cepte harçlık kalsın diye cağaloğlu yokuşundan çıkıp kapalı çarşı ve sahaflar güzergâhından ulaşırdık okula. dönüşte de farklı bir yol , esnaf hastanesi önünden mercan yokuşu kanalı ile mısır çarşısı, turistler ve iskele. tam dört sene.

beyazıt meydanı ve kampüs hep hareketli olmuştur. daha ikinci gününde karşıt görüşlü iki grup taşlı sopalı kavgaya tutuşmuşlardı da biz nereye geldik olmuştuk
ve
sorduk acemice
- nedir dertleri?
dediler pink floydcularla celin dioncular anlaşmazlığa düşmüşler, ayda bir kapışırlar böyle.
tıfıldık daha üniversite coğrafyasında ace of bace dinliyorduk ama tedbirliydik de n'olur n'olmaz diye kimseye söylemiyorduk bunu.
soranlara, rengimizi belli etmemek adına; "ayırt etmiyoruz ne olursa dinliyoruz" diyorduk ama arabex hariç demeyi de ihmal etmiyorduk.
lakin bu dert oldu başımıza.
nasıl öğrenmişlerse artık bir gün arap kökenli öğrenciler önümüzü kestiler ve tam üç saat boyunca zorla arabex dinlettiler bize...
yeter ki müzik olsun, teneke sesindeki ritme bile bayılırız olmuştu bu talihsiz günden sonraki müzik mottomuz.

gel zaman git zaman biz farkına varmadan bir çırpıda geçti yıllar.
sezen'le büyüdük. sezen'e inandık hep inandık. ama işte hayatın filmlerdeki ve atasözlerindeki olmadığını da o vakitler anladık.
hep komşu şehirlere geldi en güzel filmler. komşunun tavuklarını bırakın kaz olarak görmeyi hiç bir biçimde göremedik. aç kaldık. yılmadık. yine sezen dinledik. annemize küstük. sarı odalarda yattık. perişan olduk lakin yine de masum değildik hiç birimiz. çünkü kirlenmenin ne büyümeyle ne de omo ile ilgisi yokmuş. zira hep böyleymiş dünya.
bir varmış bir yokmuş.
.
.

20 Nisan 2012 Cuma

badana

içinde bir kaç deri koltuk ve masanın bulunduğu bir odayı tahsis ettiler önce. sonra yan odalardaki çalışma arkadaşlarımla tanıştım tek tek. merak ve sorgu dolu gözlerle ama belli de etmemeye çalışarak birbirimizi inceledikten hemen sonra klasik ve kısa bir başlangıç konuşması yapıp odama çekildim. ilk öğrendiğim dahili numaradan çay söyledim kendime. kahvemiz çok güzel dediler. çay da ısrar ettim.

her şeye, hep aynı şeylere farklı bir yerde yeniden başlıyor olmak yıkılan domino taşlarını tekrar dizmek gibi. zor değil de bıktırıcı. bu şekilde daha ne kadar devam edebilirdi ki insan. detayları düşündükçe daha çok midem bulandı.
nefes almaya ihtiyacım vardı.
hemen arkamdaki pencereyi açtım. taze bahar kokusunu çekebildiğim kadar derinlerime çektim.
ismini bilmediğin bir kaç çeşit orta yaşlı ağaçla, bir kaç tür çiçek ve bolca ot vardı arka bahçede. bir kaç dakika bu hareketsizliği izledikten sonra koltuğa kuruldum. atlı karıncaya ilk defa oturan çocuklar gibi sağına soluna bakınıp şöyle bir tarttım koltuğu. ileri geri kaykıldım ve rahat olduğuna hükmettim. ve duvarları incelemeye koyuldum daha sonra. çok fazla sadelik vardı dört duvarda da. sol üst yanımda bir atatürk portresi karşımda ise eski istanbul semtlerinden birinin yağlı boya tablosu. neresi olduğuna dair hiç bir fikrim yok. istanbul olduğundan da şüpheliyim aslında. altındaki karınca duasından hallice yazıyı okumak için zahmet edip kalkmadım yerimden. pekala bir kaç tablo daha konabilirdi.

pek çok yerini boş bıraktıkları duvarın badanasını incelemeye koyuldum bu sefer. şampanya rengi mi diyorlardı hani böyle sarıya benzeyen ama tam sarı olmayan açık sarıdan daha da açık bir renk, fildişi miydi yoksa? çıkaramadım.
ama şimdi doğruya doğru ve sezar'ın hakkı sezar'a. temiz ve ince bir işçilik çıkarmış ustalar. pürüzsüz, lekesiz. yetenekli ressamların tuvalinden yansıyan sanat eseri gibi. çok beğendim.
çocukluğumdan kalma bir ilgi bu. yeni girdiğim mekanlarda ilk baktığım şey duvarların badanasıdır. bizim evde boya badana işlerini annem ve babam yapardı . her yaz okullar tatil olur olmaz önce duvarlara sonra birbirlerine girişirlerdi. mecazi anlamda ve daha çok söz dalaşıyla elbet. ikisi de birbirinin yaptığını beğenmez ama ne hikmetse sonunda herkesin beğendiği tertemiz ve nefis bir tablo çıkardı ortaya! öyle ki komşular bilmeden; "şu ustanın adresini versen de biz de boyatsak evimizi " dediklerinde babamım o kendine has sessiz ve abartısız böbürlenmesine ondan çok ben sevinirdim. 
malum bazı şeyler ırsidir. mesela saçlarımın seyrek olması babamdan, gözlerimin rengi ve detaycı olmam annemden kalıntıdır! ama ve maalesef her ikisinin usta boyacılara taş çıkartan bu şekil ve daha bir çok el becerisinden eser yok ben de. 
bunları çok dert etmiyorum da onların bu şekilde yeri geldiğinde tartıştığı ama saygı ve sevgiyi hiç mi hiç ellerinden bırakmadığı, her türlü imkansızlıkta hayata karşı hep inatçı ve iştahlı tutunma becerilerini, yaşama sevinçlerini sergileyememiş olmam koyuyor bana daha çok doktor.  yoksa benim de askerde tavan boyası yapmışlığım var elbet.

15 Nisan 2012 Pazar

hayırdır inşallah

dün gece bir rüya gördüm
ama böyle güzellik görmedim
aşk'tan öte nasıl olunuyorsa öyle öldüm
sabaha karşı ve nisan on-beş gibi
martılar rutin şarkılarını dillendirirken
şehir bahara uyanırken 

şiir bu ya kar yağıyor istanbul'un orta yerinde
sevdadan tecilli yüreğime
kelimeler boğazıma dizilirken bir manga asker tarafından
bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden yediğimiz o güzelim framboğazlı pastalar
yılan bile dokunmazken sevdamıza
aşk suyunu neden içemedik ki biz kana kana?
anladım ki başlamak istediğim yegâne soru buymuş yaşam müfredatımda
sen gidince öğrendim
dün gece sevgilim çok güzel bir rüya gördüm
sen değilmişsin

.
candan erçetin - yalan
.