29 Ocak 2012 Pazar

lili

acı belki ama hakikat bu. kendimizden başkası ile ilgilenmiyoruz ne yazık ki? 
yalnız yaşayıp, yalnız ölüyoruz. 
o yüzden vazgeçtim artık pazar günleriyle uğraşmaktan. madem o beni muaf tutmuyordu kendinden o vakit ben kendimi muaf edecektim. 
cumartesiyi de ortak ettim yalanıma. zira iki gündür yaşama sevincim oldu lily. 
teşekkürler aaron. teşekkürler.
.
aaron - lili

28 Ocak 2012 Cumartesi

kaptanın seyir defteri

uyku tutmadı. bir şeyler okurum en azından dedim. daha karga kahvaltısını etmeden kalktım aylar sonra ilk kez bir tatil sabahı.
kitap olmadı. internet, gazete, kahvaltı vs derken erkenden attım kendimi buzlu sokağa.
çok soğuktu. köpek öldüren soğuğu. dünden daha soğuk.
berber metoya gittim.
ayda bir giderim. o saçlarımı keser, anlatır ben dinlerim.
bazen ben anlatırım. o dinler mi bilmem.
konu hep aynı. hayat zor azizim.
bazen de fener, beşiktaş. ama çokça hayat.
asla memleket değil! insan kurtarılır daha doğrusu kurtarılmaya çalışılır bizim muhabbetlerde.
bu sefer çok zor durumda olan meto. bana bile söylememiş sıkıntısını bunca zamandır.
bana bile diyorum sanki kankam. alt tarafı müşterisiyim.
gerçi on sene oldu nerdeyse. ama zor durumda işte meto.
çok zor. elden gelmiyor bir şey.
bazen hiç bir şey diyemediğin anlar olur hayatta. sözün bittiği yer der büyüklerimiz!
ne desen boş konuşmuş olacağını bilmenin ağırlığında, çaresizliğin esareti altında ezilirsin. konuşamazsın. susarsın. yapacağın en iyi şey susmaktır bu durumda.
sustum..
sonra üşüyen ayaklarımın altına keçe demişti doktor.
yan sokaktaki ayakkabıcı fırat'a gittim. onun çayı sıcak, sırtı pek. fakat çenesi benim diyen tulûatçıdan daha çok. dinleyecek keyfim yoktu. o esnada içeri giren eczacı rüsteme de selam çakıp işim var bahanesiyle çıktım hızlıca. bir abimizi görmeliydim. gönül koydu geçen perşembe, bu cumartesi gel de çay içelim, yemek yiyelim. kar kış zarar etmez bize.
etmedi de nitekim. gittim ama habersiz. yerinde yoktu. gelecekti. doksan dakika bekleyemedim. bir daha ki sefere artık diyerek önümüzdeki cumartesilere attım topu.
çıktım. kapıda dolmuşa el ettim. dolmuştu. durmadı.
hırs yaptım. yürüdüm.
soğuğu ciğerlerime çektim. ağzımdan çıkan dumanı izledim bir süre hayranlıkla.
yürüdüm.
düşündüm.
müzik dinledim. karışık.
sezen'den rammstein'e, sıla'dan amy winehouse'a..
insanları izledim. kedileri, köpekleri. kargaları sonra.
yağan karı usul usul..
bir şey hissetmedim. hiç bir şey.
meto aklımdaydı.
hava çok soğuktu.
rüzgar marmarada kuzeyden esiyordu.
.
rammstein - amour
.

27 Ocak 2012 Cuma

kar yağıyor ama terliklerinle gel-sen bana

yazdım
sildim
yine yazdım
yine sildim
tekrar tekrar yazdım
tekrar ve tekrar sildim
yoruldum

diyorum ki sevgilim
terliklerinle gelsen bana
film gibi bir hayatımız olsa
aaron dinlesek, lily mesela
yine kar yağsa
ben yazsam, sen okusan pencere kenarında
hem önemli mi  panjurun rengi
yeter ki hayatı beraber seyredeceğimiz bir penceremiz olsa 

diyorum ki sevgilim
sen yazsan ben okusam sonra
terliklerinle gel-sen bana

.
ezginin günlüğü - eksik bir şey

6 Ocak 2012 Cuma

rüzgarın kokusu

yaşlanmışsın mithadbey dedim. benden başka kimse duymadı. tipik bir kış havası. kapalı. soğuk ama kuru. büyükdere caddesinin şişli ayağındaydım. mezarlığın bitiminde yayalara yeşil yanmasına rağmen ışıklardan geçemedim karşıya. anılarımda parlak bir kırmızı yanıyordu çünkü. o nereden estiği bilinmeyen rüzgarın kokusu, sokakların görüntüsü zihnimi bulandırdı birden. çok uzun seneler öncesine gittim. babamı ve on yaşımdaki halimi gördüm çok kısa süreliğine. dümeni kilitlenmiş gemi misali tutuldum orda öylece. tuhaf bir tat bıraktı içimde bu üç beş saniye ya da dakika. kaç kırmızı , kaç yeşil ışık yandı bu insan tutulmasında bilmiyorum. bildiğim; insan, yaşlandığını hareketlerinin ağırlığından değil de nostalji yükünün yüreğinde oluşturduğu ağırlıktan anlıyor sanki. emin değilim tabi. bugün ışıklarda içimde yanan düşünce buydu. belki soğuktandır. belki de.... bilmiyorum.
güneş yüzünü gösterseydi farklı olabilirdi belki her şey..
yine de
kalabalığa, istanbul'a ve soğuğa karışmak uzun zaman sonra hiç tahmin etmediğim ölçüde keyifliydi. bir süre kalabalığın o cazibeli akışına bıraktım kendimi. umarsız, kaygısız, kimsesiz yalnızca kendinleydim! kalabalık nereye giderse ben de oraya sürükleniyordum. sonra bay c.yi kıskandıracak şekilde güzel kadınları takip ettim. cevahir alışveriş merkezine götürdüler beni. karnımın acıktığını anlamış olmalılar. haftanın bu son iş gününde insanların kalabalığına değil de açlığına ve iştahına bir kez daha hayran oldum. onları izledim belki benim de iştahım açılır diye. ama nafile.. iki saatte bitiremediğim menü tabağını bir türlü alamayan garson bana ayar oldu ama gravatıma ve siyah çantama saygısından bir şey diyemedi! sonra o hülyalı sarışın niye baktı ki öyle durduk yerde. o bakışın beni bu gece uyutmayacağını bilse yine bakar mıydı ki? bay c. olsa kesin sorardı bunu o'na. hatta bir punduna getirip öperdi bile. ama işte bay c. olmak o kadar kolay değil tahir olmak da.
sonra sıtmaya tutulmuş gibi bir titreme, bir üşüme, oturduğum büfenin televizyonundaki içli şarkı, haklarında karıncayla arı arasında hangi benzetmeyi kullanacağıma kararsız kaldığım devamlı hareket halindeki insanlar , rengarenk ışıklar, çatal bıçak seslerine karışan uğultuya karşın içimdeki ses yazmalısın dedi. duymazlıktan geldim önce. ısrar etti, yazmalısın. sonra...
sonrasını biliyorsun zaten. o güzel gözlü sarışın, bay c. , insomia ve ben.
..
sting - englishman
.

1 Ocak 2012 Pazar

yeni yıl

bir yeni yıl. yeni bir sabah. yepyeni. pırıl pırıl bir güneş. ve yeni bir şarkı. eski olan radyo eksenim. bir de ıhlamurum. diyorum ki sevgilim; bir sait faik olmak hiç kolay değil. ama hayaller kurabilirim. hem de büyük hayaller. içinde sen ve ben olan. ve gerekirse kış ve de güneş. hatta soğuk. kanada soğuğu mesela. lakin gitmedim hiç kanadaya.  ama bu sabah beyaz hissediyorum. konu dağılmasın! tom waits sever misin sevgilim? kraftwerk'den sonraki güncel tutkum bugün. bir kratfwerk, bir tom waits dinliyorum şimdi. seni de düşünüyorum. arada ıhlamur içiyorum. evet vitamin de alıyorum. supradyn. sağlıklı değilim lakin mutluyum. yeni yılın bu ilk öğleninde. sanırım başarılı da olacağım yeni yılda. kısmetse huzurum da olur. hem kim bilir belki zengin bile olabilirim. ama işte şanslı değilim. çeyrek biletim amortinin çok uzağından geçti. halley'in dünyaya çarpma olasılığından düşük görsem de büyük ikramiye olasılığını soğuk bir masanın etrafına toplanan dün gecenin diğer 35 milyonzedeleriyle birlikte sayısal yaptım pür dikkat. üzgün, hasta ve kırgın halimle beni aşkla dışarı çağıran güneşe aldanıp berber metoya gittim önce. robinson'a nazire eden saç ve sakallarımı düzelttirdim. ve sonra aylak adam'a inat ve ihanet edercesine alışveriş yaptım bir kaç parça poşet. sokaklar boş gibi. çok az insan var. ve olanlar da çok sessiz. suratlarından anlaşılmıyor mutlu mu mutsuz oldukları. sanırım uykusuzlar daha çok. ama çok kibarlar. ve de sevimli. canım insanlar!
.
tom waits - hold on
.