12 Ekim 2012 Cuma

şair nedim

değil araba kullanmak yataktan kalkmak için dahi takatsiz ve müşkülpesent olduğum sabahlar arabayı otoparkın durmaksızın dökülen sarı yapraklı ağaçlarının ve onların mütemmim cüz-ü götü boklu kuşlarının insafına bırakıp toplu taşımanın en yeşiline adapte oluyorum ki kırk iki dakikalık yolculuğumu kâh uyuyarak, kâh hayal kurarak ve elbet kulağımda müzikle geçireyim. böyle olunca martin eden'imi de atıyorum çantama. belki sabah, olmadı dönüşte altmışbir dakikayı bulan karanlık ve kasvetli yolculuğumda okurum diye. ama ve ne var ki akşam da okuyamıyorum. tam okuyacak gibi olduğum vakitler ya ilginç bir şey yahut birini görüp takılıyorum ya da tanıdık bir koku gelip konuyor hislerime. sonrasını sorma hiç; anılar coşkun sabahı, sabahlar uzakları, uzaklar kayahan'ı ve... gel insafsız gel vicdansız oluyorum en  nihayetinde. zavallım martin eden de bir sonraki tercihimiz olarak kalıyor çantada.
misal geç kaldığım o çarşamba sabahı da aynısı oldu. tam martin edeni okumak için elime aldığımda yıllar öncesinden tanıdık bir koku esir aldı beni. ki öncesinde bir kez duyduğum bu koku yeditepe üniversitesi öğrencisi sarışın kızda öyle güzel duruyordu ki hani okuduğu kitabı da görebilseydim şayet melekler şehrinin, paralel evrenlerin, schrödinger'in kedisinin ve daha bir sürü uzak ihtimalin gerçekliğine şahitlik yapabilirdim belki. otuz iki dakika yirmi beş saniye ne yapacağımı bilmeden bu kokunun verdiği  hislerle sütçü beygiri gibi döndüm hatıralarımın etrafında. bir karar vermem gerekiyordu. her zaman olduğu gibi gri olmamalıydı hiç bir renk, hiç bir karar. ya hep ya hiç olmalıydı çünkü. yeterince ara'da kalmıştım zira. burada da duramazdım. lakin karşı koymak da manasızdı hatıralara. öldürmeyen acılar güçlendirir miydi neydi  o laf doktor? 
ama acı değil de tuhaf bir his, acayip bir iz kaldı saat onu yirmibeş geçe dimağda. 
ve akşam dönüş yolunda amy winehouse eşliğinde sabahki olanları düşünüp ve bir nevi geçmişin hesabını yapıyordum. martin eden çantamdaydı yine. unutulmamıştı ama sanki bir şeyi bir zamanı bekliyordu okunmak için. hesap demişken  ne diyordu yeditepeli yusuf;  aşkın kar-zarar defteri yoktur alacağın varsa yüreğine yazacaksın" ..  yüreğine yazacaksın...yüreğine.... derken  artık bizden biri olan mekanik abla bir sonraki durağı anons ediyordu; şair nedimmiş adı.
.
amy winehouse - ı'm no good
.

.