3 Eylül 2012 Pazartesi

yaş problemleri

değişiyorum galiba. yo hayır! gregor samsavari fiziksel bir değişiklik değil bu. karakter olarak. bilinçli bir tercih olduğunu sanmıyorum. umursamazlıktan kaynaklanan bir boşvermişlik, koyvermişlik hali.  yahut ve belki de  "iyi insanlıktan" gayriresmi istifamın tezahürleri. ne bileyim. çok emin değilim işte. dert de etmiyorum açıkçası.
ikinci iş görüşmeme gittim bugün. değişmeyen tek huyum randevulara erken gitmek. buna da çok erken gittim. yine bir cafede oturdum. bunun çayı güzelmiş ama. hem müzik de vardı bu sefer yanımda. yazmadım. izledim.sadece. düşüncelerimi rüzgara bıraktım. saate baktım. beş dakika vardı.
eski görüşmeci hallerimden eser yoktu. kibirli, kendinden emin, çok profesyonel, tavizsiz, çok bilmiş ukala tavırlar. bu ben değildim. tanıdığım ben değildim en azından. bastırılmış akrep huylarım mı ortaya çıktı acaba. tanıdığım o mütevazı, uyumlu, sakin insandan eser yoktu. ama işte dünya böyle dönüyor. bugüne kadar yaptığım hiç bir görüşmenin ilkinde, ikinci görüşmeye çağırmamışlardı. bu sefer peşinen çağırdılar. mutlaka gel dediler. bakın o kibir hala devam ediyor sanki. her türlü ahval ve şeraitte tercih edilenim, ben iyiyim kahretsin ki çok iyiyim diyor altan alta farkettin mi sen de? istemiyorum işte bunları. teşekkür edip çıktım. tabi bunların hiç birini o an düşünmedim. dönüş yolunda aaron-lili  derken düştü hepsi aklıma. eve dönmedim. bir dostumu ziyaret ettim. çay içtik, yemek yedik. yaşlı muhabbeti yaptık biraz. hayat muhasebesi anlayacağın.
henüz bugün okuyabildiğim ikibuçuk hafta önceki uykusuzda diyor ki ismini vermek istemeyen bir yazar; "...yaş bunalımına girmeyi insan kendine yakıştıramaz. ya inkar eder ya da götünün pörsüdüğünden, saçlarının beyazladığından çok memnunmuş gibi yapar." ee ben n'olucam şimdi? bu teoriye göre ikisini de yapmıyorum. her bokta olduğu gibi bunda da aradayım.
neyse dostumun ofisinden çıktım. hava güzeldi. ama çok sıcaktı. buradan her çıktığımda kadıköy'e kadar yürürdüm. yine öyle yapacaktım. bir kadın önümü kesti. bir köprü sordu. acıbadem köprüsü. tarif ettim. teşekkür etti, gitti. bir güneşe, bir uzayan yola baktım. çantam ağırdı. her zamanki alışkanlığıma ihanet ettim. sarı bir taksi durdu önümde. kırkbeş elli yaşlarında esmer, tıknaz bir adam. taksici camiasının aksine konuşkan değildi pek. isabet olmuştu. havamda değildim. kısa mesafeydi zaten. meydanda indim. bir denize bir martılara baktım. beşiktaş'a gider gibi yapıp akmar pasajı'na girdim. bir sahafçı bellemiştim geçenlerde. yüzbaşının kızı'nı aldığım sahaf. puşkin'in başka kitapları var mı dedim bilmiş bir edayla. yevgeniv onegin dedi sahaf. yok dedim puşkin kitabı sordum. evet dedi yegeniv ogenin puşkin'in kitabının adı. bozuntuya vermedim. bakayım bir dedim. şöyle önlü arkalı bir baktım, bir kaç yaprak çevirdim.almadım. tezgahtan iki tolstoy bir ahmet altan alıp çıktım. hepsi de ince sayılabilecek kitaplar. "tuğla" kitap okuyamadığımı söylemiştim. 
.
aaron - lili
.