27 Nisan 2012 Cuma

bir varmış iki yokmuş

tramvay gelmemişti daha o vakitler. otobüs çok dolaşıyor ve biraz da cepte harçlık kalsın diye cağaloğlu yokuşundan çıkıp kapalı çarşı ve sahaflar güzergâhından ulaşırdık okula. dönüşte de farklı bir yol , esnaf hastanesi önünden mercan yokuşu kanalı ile mısır çarşısı, turistler ve iskele. tam dört sene.

beyazıt meydanı ve kampüs hep hareketli olmuştur. daha ikinci gününde karşıt görüşlü iki grup taşlı sopalı kavgaya tutuşmuşlardı da biz nereye geldik olmuştuk
ve
sorduk acemice
- nedir dertleri?
dediler pink floydcularla celin dioncular anlaşmazlığa düşmüşler, ayda bir kapışırlar böyle.
tıfıldık daha üniversite coğrafyasında ace of bace dinliyorduk ama tedbirliydik de n'olur n'olmaz diye kimseye söylemiyorduk bunu.
soranlara, rengimizi belli etmemek adına; "ayırt etmiyoruz ne olursa dinliyoruz" diyorduk ama arabex hariç demeyi de ihmal etmiyorduk.
lakin bu dert oldu başımıza.
nasıl öğrenmişlerse artık bir gün arap kökenli öğrenciler önümüzü kestiler ve tam üç saat boyunca zorla arabex dinlettiler bize...
yeter ki müzik olsun, teneke sesindeki ritme bile bayılırız olmuştu bu talihsiz günden sonraki müzik mottomuz.

gel zaman git zaman biz farkına varmadan bir çırpıda geçti yıllar.
sezen'le büyüdük. sezen'e inandık hep inandık. ama işte hayatın filmlerdeki ve atasözlerindeki olmadığını da o vakitler anladık.
hep komşu şehirlere geldi en güzel filmler. komşunun tavuklarını bırakın kaz olarak görmeyi hiç bir biçimde göremedik. aç kaldık. yılmadık. yine sezen dinledik. annemize küstük. sarı odalarda yattık. perişan olduk lakin yine de masum değildik hiç birimiz. çünkü kirlenmenin ne büyümeyle ne de omo ile ilgisi yokmuş. zira hep böyleymiş dünya.
bir varmış bir yokmuş.
.
.