4 Eylül 2011 Pazar

şahit

söylemeyi unuttum. dün bir nikaha şahitlik ettim. şahitlik dediysem nikah şahidi değil sadece yaşanan kıyıma şahit oldum. rahmetli; " evlat ne yaparsan yap ama bu hayatta iki şey olma derdi: 1- kefil 2-şahit olma."
lakin benim resmi yerine gayri resmi şahit olma nedenim baba sözü dinlemem değil sadece davete icabet nezaketindendi. hani belki biraz da masumdum anne sözü dinler gibi.
hepsi bu.  zaten şahit olacak kadar ne gelini ne de damadı tanıyordum. sadece damadın babası baba dostu idi. üstelik çok sıkıcı bir kıyımdı. yani kokteyldi.
mecburiyetler zordur. sıkar adamı. hele bir de benim gibi randevulara erken gitme hastalığınız varsa bazen delikanlılığı bile bozabilir.
ellibeş masadan en köşede olanının yanında sap gibi dikildim. sanki masadan ben uzamıştım ya da masa mütemmim cüzümmüş gibi kısa sürede ayrılmaz bir ikili olmuştuk. ammavelakin sıkıntıdan patlıyordum.
liseli ergenler yahut sonradan görmeler gibi telefonla oynayarak vakit geçirmek işime gelmediğinden ben de masadaki silgili kurşun kalem ebadında dilimlenmiş bütün havuçları ve bilimum hıyarları kemirdim. üstüne bi bidon turşu yemiş gibi de tüm sıvıları hüplettim. lakin canımın sıkıntısı azalarak geçeceğine artarak devam etti.
damatla gelin davetiyede yazılı saat gelmesine rağmen padişah tahtına benzeyen masaya gelmediler. onlar gelmeyince acemi garson geldi iç sesime iç sesime.
tam sıkıntının zirve yaptığı bu an da her zaman beni nerden ve nasıl ve kime sorarak bulduğuna şaşırdığım sakarlıkların ve garipliklerin en son örneği olarak elindeki tepsi ve üzerindeki çok sayıdaki dolu bardakla türkiye cumhuriyetinin en yakışıklı ama en acemi ve ama en sakar garsonu masama kapaklandı. büyük şangırtı koptu tabi. bu büyük sese ne hayvansal ne de insansal hiç bir güdü tepkisiz kalamazdı.
salona girdiğimden beri uzun boylu siyah gözlüklü sarı saçlı hatun dışında kimseyle göz göze gelmemiş ve kimsenin dikkatini çekmeden en kuytu köşeye sığışmışken şimdi bütün salonun göz rengini ezbere sayabilirim size!  tabi ben şoku atlatıp kendime gelene kadar bodrum'un herhangi bir bükünde üstsüz yakalanmış şarkıcı gibi kalakaldım orda öyle bir süre. neden sonra toparlandım.
açılın ben doktorumculardan daha ilgili ve sevecen bir tavırla cana geleceğine mala gelsin sana bişi olmasın hafız tribinde garsona şefkat gösterisinde bulundum. hangi ara nasıl oldu bilmiyorum ama garsonu sırtüstü yatırmış siyah el çantamı da başının altına koymuş biçimde o'na suni teneffüs yaparken buldum kendimi ve nikah kamerasını da tepemde.
-çekmeyin lann çekmeyin o benim arkadaşım sadece arkadaşım diye bağırırken bir love story müziği ve ellerinde meşalelerle bir kaç çift ayaklanmış yeniçeri ordusu tadında padişah tahtına doğru yürüyorlardı. oğlum fahim yine ayakta rüya mı görüyorsun dedim. emin olmak için bacağıma çimdik attım. ayy şemsi sırası mı şimdi diye bir kadın çığlıkımsı bir nida türetti ardımsıra. bozuntuya vermeden oradan sıvışmaya çalışıyordum ki lütfen herkes olduğu yerde kalsın ve ayağa kalkalım dedi elinde mikrofon, sırtında bordo kaftan olan bir adam. kadıköy belediyesi, sağlık afiyet, iyi, kötü, çirkin, karı, koca, hayır, şer, ya allah bismillah, ilan, yetki , 3 + 1 kelimeleriden kalınca bir demet yapıp vişne çürüğü renkli bir kitapçığı beyaz elbiseli ve yüzünde buruk bir gülümse olan kadına verdi. lacivert takımlı erkek ise lotodan milyoner olmuş gibi ağzı kulaklarında beyaz elbiseli kadını öptü. yanındaki siyah giyen adamlar da hem erkeğin hem kadının elini sıktılar. sahte gülümsemeleri ve abartılı kıyafetleri saymazsak herkes halinden memnun gibiydi. ben hariç.
dünyanın en saçma en garip olayına tanıklık ediyordum. ayağa kalk belediyenin verdiği yetki ile karı koca baba oğul kutsal ruh. bu kadar şamataya bu kadar insanı toplamaya ne gerek var. madem gençler aralarında anlaşıp karar vermişler 0 zaman yine aralarında hiç bir yetki ve baskı altında olmadan kendi krallıklarını ilan etsinler. ama teamüller ve şartlar denen o vahim şeyler...
ve kadınla adam yan yana dururlar sonra ve sırasıyla herkes yanlarına gidip beyaz elbiseli kadının kadifeden kesesine bir şeyler koyarlar ellerini sıkıp yine sahte gülümsemelerle fotoğraf çekinirler, benim gibi bazıları da fotoğraf çekinmekten çekinip hızla olay mahallinden uzaklaşmayı tercih ederler... sonrası iyilik sağlık hafız, belki erilen bir murad çıkılan bir kerevet yahut düşülen koca bir boşluk. bilemiyoruz.