23 Temmuz 2011 Cumartesi

bazen

bazen, başında bazen ve sonunda sevgilim olan cümlelerle yazmaya başlamayı çok seviyorum sevgilim. hani çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi cümlenin ve yazının devamında. belki biraz hüzünlü, sonra bir miktar duygulu, elbetteki önemli ve de ciddi. netice itibari ile pek bir afili yazı çıkacakmış gibi sonunda sanki. ama yok öyle bir şey tabi. bile bile lades bir nevi. tamamen kandırmaca. evet itiraf ediyorum önce seni sonra kendimi kandırıyorum belki bu şekilde.
lakin açık konuşmak gerekirse neyin önemli olduğuna dair hiç bir fikrim yok. ama düşüncelerim çok bu konuda. yıllardır düşünüyorum mesela önemli olan nedir diye. sanırım bunu bulduğumda buralarda olmayacağım. fakat görünen o ki bir süre daha buralardayım. ve sol çapramızdaki iki apartman arası boşluğundan caddeyi izlemeye devam edeceğim sevgilim.
bunu yapmayı seviyorum. görsen sen de seversin. en azından görmek istersin diye düşündüm ne bileyim. mesela masmavi minibüsler, sarışın taksiler, bazen de güzel ve renkli insanlar geçiyor belli bir ahenk içinde. ya da bana öyle geliyor bilemiyorum. ama ben en çok açık olan penceremden yüzüme yüzüme vuran rüzgarı seviyorum. sonra bana seni çağrıştırmasını bu yaz yelinin. ve dolayısı ile yalnızca sana okuyacağım öykülerin uçuşmasını seviyorum aklımda. radyomdan yükselen içli şarkının tınısını daha sonra. yağsız penceremin gıcırtısını. bahçedeki kuş seslerini. inanır mısın yaşamayı bile seviyorum böyle zamanlarda.
bazen de diyorum ki sevgilim...

17 Temmuz 2011 Pazar

sıcak değil de nem çok fena hafız

kısa metrajlı film gibiydik rutubeti bol istanbul akşamında. üç buçuk metrekare odanın içinde belki de dört bilemiyorum. ölçmedim. tamamen ve bilakis işkembeden sallıyor da olabilirim. sıcak ve nem çok çünkü. 3,5 - 4 veya 5 metrekare ebadındaki bu odacıkta üzerinde zass germany yazan ve başını saat yönünün aksine aşağıdan yukarı çeviren bir vantilatör yavrusu, radyoda dipteyim sondayım diyen fd ve elimde koca bir bardak dolusu çayla hangi akla hizmet ediyordum meçhul. sadece rahmetli anneannemin çay harareti keser evlat demesi kulaklarımda çınlamıştı gün boyu, bunu hatırlıyorum.
sıcaktı evet. çok sıcak hem de. ölüyü diriltecek cinsten! hareket etmeden vantilatörün dairesel hareketlerini izliyordum. müziği unutmuştum. ama yine de düşünmeme yardımcı oluyordu alt perdeden. sıradan bir hayatı olan sıradan bir adamın sıradan hikayesini düşünüyordum. vantilatör yavrusu bir sağa bir sola, aşağıdan yukarıya üflüyordu. allah için iyi de üflüyordu hani. hava sıcaktı. çay da. anneannemi anlama çalışıyordum. sonra bir şey oldu ve bir türlü yazamayacağımı düşündüğüm romanın giriş cümlesi ortaya çıktı aniden. yalnız sorun şu ki romanın açılış cümlesi kafamdaki filmin kapanış sahnesine denk geliyordu. üstelik film için kafamda dönen meleodiler de sanki sezen aksu tarafından bestelenmişti daha önce.
bir yanlışlık olmalıydı. görüntüyü ve düşüncelerimi geri sardım. anneannem, çay, fd, vantilatör, sıcak, pazar...... kaçağı bulamadım. yavaştan ileri sardım bu sefer. vantilatör üflüyordu, oda aynıydı belki sıcaktan genleşip biraz daha genişlemiş olabilirdi ama fd abi gitmiş hüznün sesi funda arar gelmişti radyoma. çay biraz daha soğumuş, anneannemi unutmuştum.
ve sonra, çok sonra;
-şarkılardaki nakaratlar gibiyiz ama benim hala umudum var dedi genç adam gökyüzünde uçan kuşları işaret ederek.