31.07.2011

mektup

oysa şimdi sevgilim;
bizi bu sene oldukça nemlendiren şu alçak temmuz'u, sıcağına ve şanına yakışır şekilde uğurlamak vardı her şeye rağmen
ve ardından sana açılmayı umduğum tüm satır aralarında
dolaylı tümleç yanlarında
ve ama bütün cümle üzerlerinde
seni yine ve yeniden sevebilmeyi ne kadar çok isterdim bilemezsin
hem ne çok..
.

29.07.2011

bazı şeyler

-sanırım dündü. bir dolu ve hatta dur bakayım. evet tam beş adet kitap ismi yazdım not kağıdına kırmızı kalemimle. biri mesleki kalan dördü hikaye-roman tadında. meslekiyi saymazsak hepsini bir an da okuma aşkı doldu içime. sanırım bugün-yarın alacağım hepsini ve en az bir, en çok iki tanesini hafta sonu bitirme derdindeyim.

-haftalık takvimimin cumartesi kısmına buluşmayı düşündüğüm arkadaşlarımın ismini yazdım bir bir. hepsi de avrupalı. bir ben asya'lıyım. birden ziyadesiyle buluşmam kolay olacak o yüzden. lakin temmuz ve sıcak çok düşündürüyor beni. nem de tabi ki.

- otoban şoförleri şehir içindekilerine göre sanki daha ehil , daha bir medeni, ne bileyim daha bir insanlar. hayır orada trafiğin biraz daha akıcı olmasıyla alakası yok. orası da sıkışıyor, orada da trafik soldan olağanca hızıyla akıyor, kamyonlar sağdan gidiyor falan. hem beyaz çizgili gri şeritler orada da mevcut. ama şehir içindekiler, e-5 ciler bilhassa tam tecavüzcü. insan hakkına ve fren mesafesine kendi ve başkalarının hayatına kast eden göz diken aşağılık itlerle dolu. allah uzun versin annem derdi evladım hangi birisi ile baş edeceksin ve ben her seferinde bu sözü kulağıma küpe eder la havle çekerim sadece. ama bolca da küfür ederim yalan yok şimdi.

-denedim ve gördüm ki böyle kısa kısalar hariç yazdıklarımı on iki adalar gibi öyle paragraf paragraf ayırmak bana yakışmıyor. güzel de durmuyor hem. neyse uzatmanın lüzumu yok sevmiyorum a.k. zorla mı? böyle iyi, böyle iyi. hatta fevkalâdenin fevkınde bile diyebilirim. ve tanrı küçük harfleri korusun. amin.

-ben daha birini bile sevmeyi beceremezken candan ablam da ne diyor öyle üç kalp şarkısında. yapma canım ablam. deme öyle. sevdiğin tüm fransızca kelimelerin aşkına. s'il vous plaît.

-ama tuhaf yine de. bugünlerde dilime ve kulağıma doladığım öyle yüz yetmiş dokuz defa falan dinlediğim bir şarkı yok. çok yazık.

- lakin sıcak, nem, soğuk bunaltıyor hepsi. klimanın ayarlarıyla oynamaktan yoruldum. ve yazın istanbul hiç çekilmiyor dedim daha demin mavi'ye. hakikaten çekilmiyor. çok sıcak, çok nem çekilmiyor yazın istanbul dedim. birazdan yine diyeceğim. bahariye bile. o derece. ağustosu pas geçelim eylül gelsin gittiği yağmurla. olma mı?

-ve son söz.... hayat tekrarları, aşk tesadüfleri severmiş. hadi bakalım.
.
müslüm gürses - aşk tesadüfleri sever

25.07.2011

kafa nereye ben oraya

sanki yüzyıllardır bu otoban üzerindeymişim gibi hissediyorum. ondört  gün oldu halbuki. ve daha sabahın sekizi. önümde upuzun bir asfalt ve en koyu tonlaması var grinin. tıkanan trafikte rengarenk metal yığınları en metalik grisinden en parlement mavisine sıralanmışlar boy boy.  yolun açılmasını ve sıramızı bekliyoruz güneşe karşı.
hemen arkamda ve muhtemelen tatile giderken zamanlama hatası yapan çekirdek bir aile var beyaz bir toyotada.
ön koltukta tarama özürlü bir koca ve kafasından büyük güneş gözlükleri olan sarışın bir kadın oturuyor. arkada ise
13-18 yaş aralığında iki ergen var. biri kız diğeri erkek. şarkı ve filmlerdeki gibi tıpkı.
onlar birazdan bu ızdıraptan kurtulup güneşi de sollarına alıp hızla güneye inecekler muhtemel. bense önümüzdeki yaza kadar doğu-batı istikametinde gri zemin üzerindeki beyaz şeritleri sayacağım yine kuvvetle muhtemel. bu arada bazen sıla dinleyeceğim bazen radyo eksen. ama çokça hayallere dalıp her seferinde otuz kilometrelik yolu nasıl geldiğimi hatırlamayacağım.
oysa daha dün kendime dedim ki ; modern kölelik diyorlar buna uzmanlar. haklılar. bu mudur yani? bir sene boyunca yani elli iki hafta yani üç yüzaltmış beş gün eksi ondört gün boyunca hepi topu iki haftalık tatilimsi için mi bu eza ve işkence. -ki onun da tatil mi yoksa ayrı bir angarya mı olduğu ayrıca tartışılır.-üzerimize örteceğimiz üç beş güzel, afili çaput parçası için mi yahut sıtarbakslarda, elitist kafe-pastanelerde üç fırt da bitecek brezilyan kahvesini yudumlamak için mi ya da ve yoksa çoluk çocuğun, ana babanın, vatan yahut silistrenin rahat ve bekası için mi tüm bu çırpınışlar, ağız kokuları, mide bulantıları? yazık o zaman lan bize. valla çok yazık!
...
son tahlilde sevgilim;
tıpkı aşkımız gibi hayatımız da tek şeritten ve üstelik kontrollü olarak sağlanıyor ya işte ben en çok ona üzülüyorum..

18.07.2011

trafik

bir vardık hiç yoktuk
masal dahi olamadık
şimdi tek şeritten kontrollü olarak eriyor aşkımız
.

17.07.2011

sıcak değil de nem çok fena hafız

kısa metrajlı film gibiydik rutubeti bol istanbul akşamında. üç buçuk metrekare odanın içinde belki de dört bilemiyorum. ölçmedim. tamamen ve bilakis işkembeden sallıyor da olabilirim. sıcak ve nem çok çünkü. 3,5 - 4 veya 5 metrekare ebadındaki bu odacıkta üzerinde zass germany yazan ve başını saat yönünün aksine aşağıdan yukarı çeviren bir vantilatör yavrusu, radyoda dipteyim sondayım diyen fd ve elimde koca bir bardak dolusu çayla hangi akla hizmet ediyordum meçhul. sadece rahmetli anneannemin çay harareti keser evlat demesi kulaklarımda çınlamıştı gün boyu, bunu hatırlıyorum.
sıcaktı evet. çok sıcak hem de. ölüyü diriltecek cinsten! hareket etmeden vantilatörün dairesel hareketlerini izliyordum. müziği unutmuştum. ama yine de düşünmeme yardımcı oluyordu alt perdeden. sıradan bir hayatı olan sıradan bir adamın sıradan hikayesini düşünüyordum. vantilatör yavrusu bir sağa bir sola, aşağıdan yukarıya üflüyordu. allah için iyi de üflüyordu hani. hava sıcaktı. çay da. anneannemi anlama çalışıyordum. sonra bir şey oldu ve bir türlü yazamayacağımı düşündüğüm romanın giriş cümlesi ortaya çıktı aniden. yalnız sorun şu ki romanın açılış cümlesi kafamdaki filmin kapanış sahnesine denk geliyordu. üstelik film için kafamda dönen meleodiler de sanki sezen aksu tarafından bestelenmişti daha önce.
bir yanlışlık olmalıydı. görüntüyü ve düşüncelerimi geri sardım. anneannem, çay, fd, vantilatör, sıcak, pazar...... kaçağı bulamadım. yavaştan ileri sardım bu sefer. vantilatör üflüyordu, oda aynıydı belki sıcaktan genleşip biraz daha genişlemiş olabilirdi ama fd abi gitmiş hüznün sesi funda arar gelmişti radyoma. çay biraz daha soğumuş, anneannemi unutmuştum.
ve sonra, çok sonra;
-şarkılardaki nakaratlar gibiyiz ama benim hala umudum var dedi genç adam gökyüzünde uçan kuşları işaret ederek.

5.07.2011

bazı şeyler

-shift tuşumdan sonra space tuşum da çalışmaz oldu. bugün pazardı. yapacak başka bir şeyim yoktu yine. önce arızalı olanlardan başlayıp tek tek tuşlarını söktüm bilgisayarın. bir sürü toz, pislik karışmış içlerine. temizledim güya. boşluk tuşu hala takılıyor şimdi bu satırları yazarken. ve john lennon workingclasshero diyor eksende. aklıma birşey geldi klavye,tuşhatalarına aldırış etmeden yazmaya devam edeceğim.bakalım ne ve nasılolacak.hem belki sıkıcı pazara birrenkgelir.bundan emin değilim tabi. bu arada shift tuşunun arasından çekirdek çıktı. bildiğin ayçekirdeği.tuzlu olanından. space çubuğundan da bir iki saç teli. bir tanesi beyaz. galiba yaşlanıyorum.

-orta yaşlı, orta boylu bir kadın. hani hoş da sayılır.kumrallıktan sarışınlığa yeni terfi etmiş gibi, gözlüklü ve bakımlı da. şoförün hemen yanında sabırla bekliyor. çünkü medeniyet bunu gerektiriyor. ha bana sorarsan insanlık derim. yaşlı, oldukça yaşlı bir amca koltuğa oturmaya çabalıyor. hani biraz da hangisine otursam kararsızlığında. hoş kadınımız bir anda nemrut kesiliyor, sabredemiyor, ekşiyor hatta ve haşa küçük ,orta ne kadar dağ varsa ben yarattım diyor vücut ve daha çok surat diliyle. ki hep ikmalliyimdir vücut derslerinden. buna rağmen ne yapsam bilemedim. ve sanırım ve sanki bir dedektif ciddiyetinde onları izlediğimi farketmiş gibi geldi yanımdaki direğe yaslandı. yüz vermedim tabi. yaptığı affedilir değildi. tereddütsüz orta kapıyı işaret ettim vücut dilimle. ama o arka kapıdan indi

-söylemiştim. çok söylemiştim işaretler ilgimi çekmiyor, inandırıcı gelmiyor diye. ancakfilmlerde olur öyle şeyler ya da kitaplarda. hayat gerçek. ama işte mavi deniz, beyaz gökyüzü dalga sesleri sonra hafif bir de rüzgar vardı oakşamüstü. peki tamam. tam da seni düşlerken o şarkı çalmaya başladı. uzaktan, çok uzaktan geliyordu ses ama yankısı ve etkisiçok büyüktü benim için. bu yazdıklarımı düşündüm sonra. netice; işaret diye birşey yoktur azvotka vardır.

-sonra bir vakit sonra...

tatil, deniz, kum, sal, ay-balık, koku, sevgili, müzik, açsradyo,kordon, güzel vücutlar-boşsuratlar,otel, renkler, sesler, kitap, hayatın kaynağı, su, kazık,ayran, aynrand, yolculuk, susurluk,siyah, beyaz, ölüm, yaşam, tekrar, istanbul, trafik, gürültü, kaçış, keşke, kasaba, sahil, yalan, gerçek, kürkçü dükkanı , mutsuzluk and the end.