5 Mart 2011 Cumartesi

erkekler ağlamaz

içimde yankılanan erkekler ağlamaz şarkısıyla uyandım yeni güne. kafamın içinde tekrar ve tekrar bu şarkı dönüyordu. nilüfer söylüyordu sanırım. beynimin tüm kılcallarıyla eşlik ediyordum ben de. çok kötü bir geceydi. şarkı geceden kalmaydı. ama sabahın yedisinde odama adeta destursuz dalıp beni uyandıran güneş bir şeylerin habercesi gibiydi.
inanmadığım işaretlere inat üstelik.
kırkbeş dakika sonra nazım hikmetteydim. iki telefon görüşmesi yaptım. son zamanlarda okumadığım süre ve sayfada kitap okudum. mektup yazdım uzun uzun. telefonum şarj olurken, akvaryumdaki kaplumbağaları izledim. düşündüm. özledim. acıdım. acıktım. kaşarlı tost ve çayına aşık olduğum piraye'nin en küçük odasına kuruldum iç güveysinden hallice. sıcaktı oda ama içim üşüdü. etraftakileri izledim. sadece izledim bu sefer. hikayesizlerdi. ya da benim yazmaya takatim yoktu.

sanatçılar sokağından bahariye'ye çıktığımda sihirli bir el dokundu sanki omzuma. güneşe doğru yürüdüm bir baştan diğer başa bahariyede. sakızgülü sokağına hangi arada girdiğimi hatırlamıyorum. güneş mi yoksa okuduğum kitabın etkisi miydi bilmiyorum. lakin işte bir değişiklik hissediyordum bünyede. güneşi önce yüzümde sonra tüm hücrelerimde hissettim. şimdi daha iyiyim. sanırım.
evet evet. iyiyim. hatta gülüyorum bile nerdeyse bir haftadır ilk kez. sakızgülünden inerken belediyenin geri dönüşüm kutusuna yazılan yazıya güldüm önce. ve sonra bir cafenin önünde güneş banyosu yapan kurt köpeğini kıskandım. öyle gamsız, öyle keyifli güneşleniyordu ki yanına kıvrılmak istedim oracıkta. hatta izledim de bir süre. dükkan sahibinin meraklı bakışları arasında gülümseyerek alkım'a yöneldim sonra.

sakızgülü bitiminde ilginç bir biçimde bugüne kadar üzerimde pek durmayan sabrın, sanki tüm ruhuma işlemiş olduğunu gördüm. artık eskisi gibi gibi telaşla yürümüyor, adeta sokakları, insanları ve hatta güneşi içime sindirerek hareket ediyor, araçların önüne atmıyordum kendimi. akıl almaz derecede üzerime oturmaya çalışan bu değişim kıyafetini inceliyordum yürürken bir yandan. her ne kadar küçük dokunuşlar da olsa bir değişimin içine girdiğimi seziyordum. belki de sırf bu nedenle aynı saniyelerde üç değişik hissi görebildim. kaldırımda bana doğru koşan çocuğun masumiyetini, babanın sevgi dolu yüzüne inat annenin tehlikenin çok uzağında olan çocuğu için endişesini aynı saniyeler içinde görmek ilginç bir deneyimdi.

ve şimdi alkımdayım. bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan bu satırları karalıyorum.
yeni aldığım kitabın bir bölümünü okuduktan sonra yapıyorum tabi tüm bunları.
iyi ki çıkmışım bahariye'ye ve güneşe.
çıkmasam deli olacaktım. yazmasam da!
.
nilüfer-erkekler ağlamaz
.