28 Şubat 2011 Pazartesi

şekersiz

hayatta iki türlü adam vardır sevgilim. bunlardan ilki küfür edilesi adamlardır. diğeri salladığın küfürün yarısı boşa giden adamsılardır. misal gecenin bu yarısı uykum kaçtığında eskiden olsa önce sağa sonra sola döner ve sonra tekrar sağa döner gibi yapıp solumdaki soğuk duvarda sıkıştırıp alırdım uykumu sabaha karşı beşte. ama şimdi üstüne bir fincan kahve. ki şekersiz ve dolayısı ile tatsız içiyorum. ama inadına, çok az kaldığına inandığım tüm güzelliklerin şerefine. herkesin bir 28 şubatı vardır hayatında. benimkisi dün gerçek oldu mesela. kovuldun mu istifa mı ettim ben de anlamadım. karışık, yorumlanamayan bir rüya gibi her şey, herkes. anlayacağın biraz flu. yaşamak, insan olmak da öyle değil mi zaten. oysa vita tenekelerinde yetiştirdiğimiz pencere önü çiçeklerimiz vardı eskiden bizim. telefunken televizyonumuz sonra. hepsinden önemlisi, adam gibi adamlarımız vardı kıçı başı oynamayan. mert adamlardı. tabi çocuktuk o zaman. bilemezdik. hem şarkılar da haber vermiyordu bu denli kirleneceğini dünyanın o vakitler. ve şimdi kapalıçarşıda kaybolmuş çocuk gibiyim. hatta dokunsalar ağlayacak gibiyim de. ve paramparça.  evet şarkılardaki gibi tıpkı. vakit bir türlü geçmezken yıllar nasıl da geçiyor mesela. ve tam da bu esnada sormak isterim; aylaklığın bedeli mi ağır yoksa bir kilo pamuk mu?
soruyorum işte; nedir mesele, hem nedir?