3 Şubat 2011 Perşembe

ömrüm

çamlıca tepesi gözüküyor çalıştığım yerden, o çirkin antenler falan. ama deniz görünmüyor hayır. bir parkın hemen tepesine dikilmiş çalışma ofisimiz. dışarısı zemheri , dizlerim ise sımsıcak kalorifer peteğine dayadığım. ağaçlara tünemiş kargalardan ve köşedeki bankta hem duygularını hem kendilerini ısıtan iki sevgiliden başka kimse yok bu terkedilmiş hüzünlü bir kadını andıran parkta. içli bir şarkı eşlik ediyor bu ılık ortama. hangisindeyim daha çok bilmiyorum. soğuk mu sıcak mı? ıslak mı kuru mu? içerisi dışarısı, aşağısı yukarısı, iyi kötü, siyah beyaz, sevinçli üzgün, mutlu mutsuz, aşık maşuk, genç yaşlı, çalışkan tembel , ağlamaklı güleryüzlü. arasındayım sanırım tüm hallerin. iki halin arasında. araf diyor kimileri. itiraf edeyim ben de diyorum bazen. ne orada ne burada olmak. iki halin arasında olmak. ama şimdi bir martı havalanırken karşı evin çatısından ömrüm diyor cem karaca, kuaförden henüz çıkmışcasına bakımlı saçlarıyla bir kumral pazar arabasını çekiştiriyor, altmışlarının ilkbaharındaki eskici bey amca çöp konteynerinde yevmiyeyi doğrultmaya çalışıyor. bir aylak adam haini daha, elinde poşetlerle sokağı bir baştan ötekine arşınlıyor. ve sonra son model bir bmw ile orta karar bir yerli araba çarpışmaktan son anda kurtuluyor.
diyorum ki sevgili; tuhaf olsa da hayat hala devam ediyor,
her şeye rağmen hem de!
.
cem karaca - ömrüm
.