6.06.2010

petibör

tek şekerli kahvelere yeniden başladım usta. şimdi yanına petibörü de ekledim. keyifli oluyor. lakin bu keyif bile üstümdeki yorgunluğu alamıyor. öyle bir kaç günlük fiziki yorgunluk değil bahsettiğim. hayat yorgunluğu sanki. üstelik bahar da bitti. bok atacak bir sebep de kalmadı bahar yorgunluğu desek. kıvırmaya gerek yok. bildiğin hayat yorgunluğu işte.
uyumak, uyumak istiyorum yine. ve günlerce. belki aylarca.
sonra n'olur bilemem.
sabah "sbs"ci ergenleri saymazsak mal gibi dolaştım ıssız kadıköy sokaklarında. yağmur da vardı. hiç bir şeye aldırmadan kurulmuş bir oyuncak araba gibi hissiz ve beyhude dolaştım durdum. elbet bir amacım vardı sabahın köründe orada. lakin işte bir uyuşlukluk hakimdi bünyede günlerdir süregelen. hareket halindeki edilgenliğim sebebi bu olsa gerek.
hem biliyor musun pazar günleri eskisi gibi canımı sıkmıyor artık. diğer sıradan ve yavan günlerden farkı yok benim için. nasıl bir tezatlıktır bu.
tezatlık dedim de aklıma geldi nefret ettiğim sigarayı öyle canım çekiyor ki şimdi. anlatamam sana. kahvemde bitti üstelik. petibör zaten üçüncü fırtta gitti.

geçen sabah bıyık bırakacağım dedim hiddetle ve karşı konulmaz bir istekle. ben bile inanamadım bu isteğime. neyse ki rüyaymış. rüyaymış...
banyoda üstüne tünediğim klozette bunu düşündüm sabah sabah. salakça ama öyle. kötüydü hatta iğrençti düşüncesi bile.
sonra banyo perdesindeki hayat dolu, renkli ama cansız balıklara takıldı gözüm. her sabah caddede karşılaştığım hayattan bezmiş canlı cesetler geldi aklıma. bazıları mücadeleyi bırakmak istemeseler de yorgunlukları her hallerinden ve bedenlerinden aşağı akıyordu. üç vakte kadar diğerlerinin arasına karışacaklardı besbelli. bir süre sonra bu grubun arasına karışacağından habersiz ama burnu kaf dağında çenesi şanzelize bulvarında olan apayrı bir tür daha vardı caddede. ama ve daha gülen bir allahın kuluna rastlamadım usta.
ha dersen ki rastlasan n'olcak? ne bileyim bir ümidim olurdu belki...
.