4 Temmuz 2009 Cumartesi

güvenme gençliğine ölen hep ihtiyar mı?

bamya değil de pırasayı çok severdim. asker ocağında nerdeyse her gün yedikten sonra uzunca bir süre yiyememiştim. neyse ki valide sultan'ın maharetli elleri sayesinde yeniden kavuşmuştuk bir müddet sonra. ne var ki bu tesiste neredeyse her öğün ebru gündeş çalıyorlar. sanırım uzunca bir süre kulağıma gündeş sürmeyeceğim. allah vergisi ses. ve evet güzel, çok güzel söylüyor ölümsüz aşk'ı orası ayrı. lakin işte bir süreden sonra bayıyor, pırasa tadı veriyor.

ilerde, iskelede bir hanım başka bir hanıma fotoğrafını çektiriyor manzarayı umumiyeye karşı. resmi çeken görevini layıkıyla yapmanın rahatlığı ile törendeymişcesine iskeleden denize iniyor. çektiren başka karelerin peşinde koşuyor. 
sabahın köründe ben denizden çıkarken, o girerken "sıhhatler olsun gardaş" diyor ak saçlı amca. "sağolun size de" diyorum. o devam ediyor ben sormadan ; "ahh sağlık. bizim oralarda böyle su, deniz yok ki. korkuyorum şimdi suya girmeye" diyor konuşmaya aç has anadolu insanı. bense lafı fazla uzatmadan tüm şehirli züppeliğimle çok ivedi olmayan işime seğirtiyorum!

ancak bu bencilliğime çok kızıyor ve o'na borçlu hissediyorum kendimi nedense.
ertesi gün hiç sebepsiz iskeleye tutunmuş denizin içinde görünce koşuyorum yanına hemen. o anlatıyor ben sadece dinliyorum. hak veriyorum söylediği çoğu şeye. anlatırken tane tane hayattan yalnızlıktan, sayılı günlerden tatar çölü'nün giovanni drogo'su düşüyor aklıma.
acaba diyorum...
acaba ben de? o amca da?
ama yok hayır...
olamaz.....
.
ebru gündeş - ölümsüz aşk