30 Ocak 2009 Cuma

kırmızı

her gün aynı vagonlardan iniyoruz. o hiç vazgeçmediği üçüncü, bense birinci vagondan. tam on bir gündür şaşmadı bu vaziyet. ve her sabah istasyonun o hınca hınç kalabalığında kan kırmızı mantosuyla ilk o ısırıyor gözümü. samanlıkta iğne olsa o manto ile bulunmamasına imkan yok. ve o kadar yavaş yürüyor ki sanki yılların ağırlığını taşıyor omuzlarında. tempo hiç değişmiyor. büyü bozulacakmışcasına ve de geç kalma pahasına ben de hızlandırmıyorum adımlarımı. yine de bu yavaşlıkta mağlup ama mağrur bir duruş gözlerden kaçmıyor. niye ısrarla üçüncü vagona bindiği konusunda hiç bir fikrim yok. yoo hayır! aslında var. uğurlu sayısı üçtür belki. ya da arkadaşı ile her sabah üçüncü vagonda buluşuyorlar, arkadaşı kartalda iniyor o devam ediyor. olamaz mı? kim bilir belki... üçüncü vagon tercihinden emin olamam ama kırmızı ve tonlarını çok sevdiğine göre akrep burcu olma olasılığı yüksek. ne iş yapar, ne yer ne içer bunu da bilemem. ama her sabah aynı saatte aynı mantosuyla ve hep aynı ağır adımlarla sanki bir törendeymişcesine yürümesi yok mu?
bu satırları yazdırıyor işte.

26 Ocak 2009 Pazartesi

of

dolmuşa binen abla en derininden bir OFFFFFFF çekip "hiç sevmiyorum" dediğinde yanındaki abiye, sevmediği pazartesiler miydi yoksa benimkisi gibi "her sabah her sabah çekilecek çile mi lan bu" babında bir offf muydu bilemedim. trabzonun ilçesi tadındaki espriyi yapmıyorum farkındaysan. neyse o abla bu şekil yani etna yanardağının en koyu derinliklerinden gelen çok ama çok içten off’u çektiğinde en dışından bense tüm derinliğimle ama en içimden "ne ki bu şimdi? sabahın köründe hem de pazar hariç her sabah her sabah hep aynı kalabalık, aynı trafik ve her zaman bir tarafa yetişmeye çalışan biz insancıklar. nihayetinde hep aynı terane. hayat mı lan bu? bunun sonu nereye varacak böyle?" vari nadir yaptığım felsefik, oşinografik ve asitmetrik paralel tadındaki içsel söylenmelerimi yapıyordum. yoo hayır bunamadım daha. tamam bazen şizofrenik belirtiler gösterebiliriz ama onun dışında eşek gibi sağlıklıyım. ruhen ve bedenen…evet. zaman zaman böyle mevsim normallerinin dışına çıktığında havalar, ben de normallerimin dışına çıkıyorum işte. beyin ve kalp damarlarım kısa devre yapıyor. o kadar. "işte ben böyle şansızsızım gül diksem diken biter işte" tadında işe giderken yazdan kalma güzel bir kış güneşinin yerküreyi ısıttığı bu sabah dolmuşun penceresini sonuna kadar açtım temmuzda dahi zatürre olacağı sanıp bir türlü açmayan ablalara, amcalara inat. ohh püfür püfür esiyor şerefsizim. sonra müsait bi'yerde indim.

23 Ocak 2009 Cuma

all for love

o’nu gördüğümde bryan "all for love" diyordu. aslında her sabah görüyordum da ses etmiyordum! uyuklayarak geldiğim kartal’da kurulmuş saat gibi onu görmek için aralandığını gözlerimin sanki bugün farkettim. gerçi dışardan bakınca tam bir soğuk nevale idi. ama güzeldi. güzelliğinin farkında idi. hem belki de bu güzelliğe askıntı olunmaması için sonradan öğrenilmiş bir nevalelik olması da muhtemeldi bu soğuk duruşun. olamaz mıydı?  her sabah en ön vagonunun en ön koltuğuna oturuyordum. her sabah kartal’da en ön vagonun arka sıralarına oturuyordu. o binerken, ben inerken görüyordum o’nu sadece. bu sabah farklıydı sanki. öyle ki buraya yazacak kadar. all for love çalıyordu o’nu gördüğümde. güneş kadar parlaktı. fransızca şarkılar kadar güzeldi. inerken baktım, bizim vagonda yoktu!
.
bryan adams - all for love
.