20.08.2009

sen kağıt ol ben kalem

canım sıkkın olduğu zaman hiç bir vesaite binmeden söğütlü, bahariye istikametinden modaya çıkarım her daim. derdime derman olmuyor belki ama bu uzun metrajlı yürüyüş, o tepeden bakış marmara'nın maviliğine, sakinleştiriyor, stresi öteliyor gibi. ayrıca sol çaprazda kalan kalamış'ın etkisiyle midir nedir bir kuple de huzur koyup cebime, gerisin geri yollanıyorum yürüyen onlarca hikaye arasından.
benim gibi sıkılhanı mı oynadıklarını yahut vakit mi öldürdüklerini bilemediğim bankdaşlarımla birlikte bugün de uzun uzun baktık masmavi marmara'ya. ssk da doktor sırası bekler gibi bekleyip birer ikişer dağıldık sonra.
dönüşte n'apıyorsun diyen sevgili doktora;
-hiiç aylak aylak dolaşıyorum kadıköy'de dedim de...
-oo süper dedi..
evet süper olmasına süperdi de işssizdim. işsiz olmak bu kadar dokunmazdı ya. yediğim kazığın acısı çok koyuyor be hafız. artı üstüme kalan katma değeri elbet.
üstüne üstlük doktor da böyle zamanlarda daha çok düşünür insan sevdiceği deyip benim açtığım kapıdan olric'i salıveremez mi içeri? fena. hem de çok fena!
sahi işten ayrıldığımı duymuştur kesin... normalde çoktan arardı. acı bir kahve bilem içerdik şimdi. ama? ama işte....
ahh beni beni... sen kalem ol ben de kağıt yaz beni yarim yarim
.....
volkan konak da amma içeriden söylüyor be kardeşim bu türküyü. bir yerleri delip geçiyor namussuz. tıpkı aynalar gibi, nefesim nefesine gibi aynı.
hafızım anlayacağın yine gönlüm hoş değil bugün, binboğa ormanındaki volkan konağa bağladım yürüyorum geceleyin!
bi daha vursa idi nefesim nefesine.... 

17.08.2009

gönülçelen

havaalanındaki teoman misali, deniz otobüsü bekleme salonunda yolcuları sayan numaratör gibiyim. yirmi beşinci olarak girdiğim salondan 125 kişi ile demir alıyoruz.
yasağa rağmen insanlar yine vurdumduymaz cep telefonları zır zır çalıyor. artık uyaran da yok.
öndeki iki genç feneri kurtarırken arkadaki iki amca memleketi kurtarıyor. bense camdan boğazın güzelliğini seyrediyorum. kulağımda sting "şep of may hart" diyor lakin kafamda kırk tilki, aklımda türlü düşünceler...
biri diyor; tarih tekerrürden ibarettir. iyi de ibret alınsaydı tekerrür eder miydi hiç diyor ötekisi. bir başkası; akılsız başın cezasını ayaklar çeker. bir de zihin diyor.
susmak bilmiyorlar!
tecrübe hayatta yediğin kazıkların bileşkesidir. hep denedin hep yenildin olsun gene dene gene yenil daha iyi yenil hede hödö vs. derken billur sesine hasta olduğumun ben deniz'i giriyor araya ve noktayı koyuyor....

"satmışım bu dünyanın anasını, babasını,
umrumda değil"


değil ulan!

16.08.2009

torbalı

asıl adı tarık'tı. şalvar tabir edilen bol pantolon giydiğinden olsa gerek torbalı derlerdi akranları ve büyükleri. torbalı aşağı, torbalı yukarı. bilmeden de olsa hip hop tarzı giyimi mahalleye getiren oydu daha sene seksende. nevi şahsına münhasır derler ya. işte öyle bir şahsiyetti. serseri mi serseri ama delikanlı ama candan, samimi bir yürek. neden bilmem hatırladığım diğer abiler o'nu aralarına almak istemez aldıklarında da pek itibar etmezlerdi. normalde bu tip gençlere pek mesafeli olan ismail amca çok sevdi torbalı'yı. beşiktaş-trabzonspor çekişmeleri ise görülmeye değerdi. kimbilir kimsenin göremediği yüreği gönül gözüyle ilk gören oydu belki de. ama işte zaman acımasız, dünya fani. ne torbalı ne de o'nun "smayl amca"sı var. sadece onlardan kalan flu anılar şimdi.

12.08.2009

şimdi senden vaz mı geçmeli ?

şirkette ve bu yollarda son günlerim artık. her türlü yıkımına karşın bu işyerini, bu yolculukları daha şimdiden deliler gibi özlemeye başladım. tıpkı bir sevgiliyi özler gibi. sadık haklıydı "bu şarkılar bir şeylerimizi çalıyor", kesin. bilmiyorum belki de şarkılar yüzünden böyleyimdir. ama değil. sanırım en çok bu banliyölü geliş-gidişleri özleyeceğim. karşılaştığım insan manzaralarını, hakeza hayatları, uydurduğum hikayeleri bir de.
misal bugün de olduğu gibi on beşte bir bostancı istasyonunda karşılaştığımız ankara expresindeki japonlar kimdir. necidir? japon büyükelçiğinin çalışanları olup haftasonu tatili için istanbula mı gelmektedirler yoksa hepsi birbirine benzediği için müteakip sefer gelen turist kafilesi midir ya da ajan mıdır provakatör müdür bunlar müdür? nedir, mesele nedir merakımı ve dahi onlara olan sevgimi özlerim. lakin allahları var çok şeker insanlar. bugüne değin hiçbir japonla muhabbetim olmadı ama sevgim oldu her daim. bir şogından bir yedi samuraydan bir son samuraydan mütevelli. yalnız ran'daki japonlara ayrı şerh düşerim o ayrı!

öyle sabah mahmurluğunda kâh erkan goloğlu’nu okurken kah candan’a eşlik edip gölgesiz takılırken işte o an gözüme takıldı bir tren dolusu japon. dedim ya çok şekerler.. hatta bir tanesi el salladı bizim trene. ben de salladım bizim emektar banliyö hareketlenirken. sonra güldüm kendime. o da bizim trenin peşinden.

expres hala beklerken ama bizim tren giderken eski bir türk filminden çıkmışcasına ağır adımlarla ve çantalarla peronda yürüyen üç adamı gördüm ilkin. sonra yemekli vagonda hararetli hararetli bir şey tartışan adamla kadını ama en çok da bir vagonun en arkasında kalmış kendi orada ama aklı ve ruhu çok çok uzaklarda ama çok hüzünlü bakan kadın dikkatimi çekti .
anayurt oteli'ndeki zebercetin gecikmeli ankara treni ile gelen kadını geldi aklıma o an. buğulu gözlerle izledi bizim geçmemizi. kimbilir ne düşünüyordu? tıpkı kan çanağı gözlerle bizi izleyen hüseyin peyda’ya benzeyen amca gibi neler neler düşünüyordu o da. ben misal o sıra; böyle sirk maymunları gibi birbirimizi izleyip ama onlardan farklı olarak düşündüğümüzü düşündüm. sonra böyle birbirine bi şekilde teğet geçen bu yabancı hayatlarda ne hikayeler var diye. hayır yazmak için değil. sözün gelişi yani. hatta onlardan bir veya bir kaçı da bizim banlyödekileri düşünmüştür, eminim. cumartesi sabahı memleketin yarısı yatarken bu yarısı da işe gidiyor, ekmek kavgası hede hödö diye düşünmüştür ya da dolu bardaklı pollyanna tarafından bakan olursa bu işsizlikte en azından onların işi var diye düşünmüşlerdir. çünkü hiç de boş bakmıyorlardı.
ama işte benim aklım gecikmeli ankara treni ile gelen kadına benzeyen yolcuda kaldı. hani bazı anlar, bakışlar vardır. yüreğine işler insanın acıklı bir kenar mahalle dizisinin fon müziği eşliğinde söylenen beylik bir söz gibi saplanır yüreğe ya. nah işte öyle baktı o yolcu.
belki de yanılıyorumdur. ama yok hayır yanılmıyorum.
eminim.
yüreğimi ezdi geçti zira.

2.08.2009

ayedaş cumartesi açık mı?


* çoğunluk sevmeyiz ya amerikayı. kaldı ki ve sanırım dünya üzerinde de kendilerinden başka seveni de yoktur bu yankilerin. ama her şeye karşın bu memleketin eyalet yahut şehir isimlerinin hastasıyım arkadaş. belkim bunu bile proganda aracı olarak taammüden cilalamış olabilirler ama seviyorum işte. şu tracker şeysinden gelen geçeni dikizlediğimi söylemiştim ya. işte en çok da orda takıldım bu isimlere.. telaffuzlarına bilhassa..
bakar mısınız bir(okunduğu gibi ama) virjinya, tenessi, corciya, menethın, ilinoyis, mizuri, mişigın, oklahama vs vs. hele bir kuzey ve güney karaloyna'ları var ki . en çok onların hastasıyım. tıpkı bizim aşağı ve yukarı ayrancılar gibi. evet...

*hayat gerçekten ufak ama hoş süprizlerle dolu. hiç ummadığın yerde imtihan da ediyor madara da seni. dalgasını geçiyor yani... eski blogumda en çok aranan hatta zirvede açık ara giden gogıl aramalarından biri de "cumartesi ayedaş açık mı?" sorusuydu. bir keresinde her blogcunun en az bir kere yaptığı geleneksel gogıl makarasında dalgamızı geçtiğimiz de olmuştu. işte devranla birlikte keser de hesap da sap da muhteşem döndü ve banka otomatik ödeme şeysinin gazabı bugün yani cumartesi ayedaş'ın açık olup olmadığını aratır hale soktu bizi. gurur yaptım ve gogıla sormadım tabi. direk ayedeşa gittim ve öğrendim ki..
cumartesileri ayedaş açıkmış arkadaşım...

* hava sıcaklığı ve nem oranı ya gerçekten mevsim normallerinin üzerinde yahut ben kendim normal değerlerimi zorluyorum! az önce müzik setinin kumandası ile vantilatörü kapatma gafletinde bulundum. yetmedi "gogıl ridır"ne halt ettiysem abone olduklarım kayboldu sol cenahta. arıyorum, bulamıyorum. sanırım hükümsüzler...

* huysuz ve titiz biri olduğum için yeni insanlarla tanışmam kaynaşmam zordur. o yüzden çok emin olmadıkça taraftar olmam bu tür atraksiyonlara. lakin sana farklı bakış açıları kazandıran, bir şeyler katabilen insansa karşındaki. işte o zaman çok kıyak oluyor be hafız. ben bu akşam bunu gördüm.

* bir de biz. yani fahim bey ve biz, bilader ve ben, ötekiler ve diğerleri; böyle uslan artık deli gönlüm tadında ve mustafa denizli'nin beşiktaş'ı gibi hep geriden gelerek, zorlanarak, ıkına sıkıla ilerliyoruz ya bu sevda yollarında. işte bu ahval ve şeraitler pek sahici gelmiyormuş bazı zarif bünyelere. tutkuyla, aşkla hep kadın sever ya. bu türk filmlerinde de böyle olmuştur türk filmlerinde de! evet bazı zamanlar ukalalıkta, bencillikte ve küstahlıkta sınır tanımayız belki ama serde duygusallıkta var. sanırım belli bir vakitten sonra işte bu camdan kalpler giriyor devreye.. sonuçta hisli ve naif adamlarız be! üzerimize gelmeyin ağlarız bak...

* ha bi de. yaz geceleri ve bilhassa haftas onları şu penceremden içeri giren amatör konser müziklerini ve dahi onları bloguma yazmayı seviyorum. sadece benim bildiğim hoş anılarımı çağrıştırıyorlar çünkü. evet böyle..

kaan sezyum amcanın izni ve deyişi ile sizleri bloglarınızda, 1024x768 ekranlarınızda ve fayrfoks üç sıfır broovsırlarınızda seviyorum. evet.

ciao

1.08.2009

serbest düşüş

tuhaf olan belki de önceki gün suya kıyısı olan herhangi bir yerde pansiyon işletmeye karar verip ya da bir gün sonra yazarlık denemeleri için şehirden kaçmayı hayal ederken gördüğüm izlediğim filmdeki bir sahnenin dünyanın en vazgeçilmezi olarak oturmasıydı beynime ve yüreğime. herkese nasıl olur bilmem ama böyle tuhaf şeyler hep benim başıma gelir, sadece ben düşünürüm sanırım bazen. ortada ne deniz ne göl ne de bayılası bir manzara vardı. öyle sıradan bir ev, iki ağaç, üç de saksı içinde çiçek. ama nasıl olduysa izlediğim filmin içinde o sahnede olmak istedim birden. nasıl anlatayım, istemek ama her şeyden çok. bilmiyorum belki dün öğle sonrası iş dönüşünde kafamdaki tilkilerle güreşirken kendime sorduğum şu an seni mutlu kılacak ne olabilir sorusuna cevap veremeyişimin bir uzantısı olabilir bu durum. belki de değil. lakin işte o an için dünyanın en huzurlu, en güvenli yerinin o basit yer olduğunu düşündüm. hatta filmin içinde olayım ve film hiç bitmesin istedim o vakit. evet.