14 Mayıs 2009 Perşembe

ama olric gitme

hani sevdiğimiz birileri hakkında gıyabında konuşurken kulakları çınlasın deriz ya peki o sevdiğimizin hakkında yazarken de denebilir mi böyle. yahut ve mesela şu an ben yazmaya kalkışmışken hakkında kulakları çınlıyor mudur şimdi? üstelik fonda muazzez kulakların çınlasın der iken. öyle tipler vardır hani hayatta, zorla hiç bir şey yaptıramazsınız. evet, o tiplerden biriyim ben de. lakin lanet olası istisna denen bir şey var ki kaide, kural, sınır tanımıyor bozgunculuk yapıyor, en sevmediğim şeyi yaptırıyor. elimi kolumu bağlıyor, mecbur bırakıyor ve arkama bile bakmadan gitmem gereken yerde kala kalıyorum öylece! niye? çünkü üçüncü şahıs hamili yakınlarım yüzünden. pek tabi ki hamili yakınlarımın bunda hiç bir kusuru yok. benim halt yemem zamanında. ama işte kendi halt yemem yüzünden bir şekilde başkalarının sorumlu tutulması ve dahi onların haberi yokken bile isyan edememek bu haksızlığa. kendin olamamak sanırım en çok bu koyuyor. ve ucuz amerikan filmlerinde hatalarından dolayı aileleri yahut diğer yakınları tehdit altında kalıp da kötü adam rolüne soyunanları daha iyi anlayabiliyorum böyle durumlarda. evet.
öte yandan bu ahlaksızlıktan kurtulmanın bir yolu olarak daha az ahlaksızlığı yahut daha az ahlaklı olanı öğütleyen ve önerenler var ki; vicdan ve cüzdan muhasebesi yaptırıyorlar adama. tabi ki vicdanı seçiyoruz her zaman olduğu gibi. o yüzden senede toplam yüz kilometre yapamadığımı öne sürüp satıyorum koşu bandımı. belki de yarın arabamı. ama ruhumu asla. hatta kızım olmadan asla. ve asla, asla deme! her işte bir hayır vardır elbet. bekliyoruz...
lakin beklemek ne zormuş. o gün geldi çattı işte.
yarın olric gidecek.
ben ise mecburiyetten kalıyorum.
kesin dedi kararım... ama kafası hâlâ karışık. küçük de olsa bir ümit var. ama zor, çok zor. üzülüyorum gidecek olmasına. bir haftadır biliyorum gideceğini. ama mide ağrılarım bu akşam başladı. gitme diyemedim daha. sanırım yarın da diyemeyeceğim. giderse üzüleceğim. şayet gitmez kalırsa o üzülecek... ve ben yine üzüleceğim... acaba o'na gitme dememekle sadri gibi mi yapıyorum. giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp bu olaya, kendime mi ihanet ediyorum?
bilmiyorum...
bildiğim yarın olric gidiyor bu kesin.
ama olric.
gitme!