29.04.2009

kaç şeker?

 değil yıllar geçtikçe yirmidört saat içinde saatten saate değişiyoruz..... -abdülhak şinasi-

uzun zamandır böyle ve farkındayım da aslında. ama nedense bugün üzerine düşündüm. fincanın boyutu ne olursa olsun çayıma, kahveme yarım şeker atıyorum uzun zamandır. kaç kalori götürüsü var bilmiyorum. ama sağlıklı olduğunu yazıyor ve söylüyor ajanslar.

.hakeza asla dinlemem dediğim tarzda ve türde müzikleri dinler oldum şu sıralar. beşiktaş'ın puan kayıplarına da daha az üzülür oldum. hatta ve daha fenası şampiyonluk yarışında nefesimi tutmuyorum artık. ama seviyoruz ve seviniyoruz o ayrı.

canlı hikayeler gelip geçiyor önümden istasyonda yahut trende ama hepsinin çıkışı dönüp dolaşıp beni bulduğu için yazmıyorum bir süredir. yüzleşmek zor geliyor bazen.
ama öte yandan beyin ve yürek çekişmesinde artık galebe çalan yürek oluyor. mantık tu kaka ya da moda deyimi ile out... kazanırken kaybetmek böyle bir şey olsa gerek.
 
anlayacağın canım doktor, bir garip hallar içindeyim. 
bir türkü tutturmuş gidiyorum; mevsimler geçerken o yeşil gözlerinde ben yoktum...
üç raund boyunca dayak yemiş ama rakibinin galiptir bu yolda mağluptur edasıyla kaldırdığı sağ eli havada dik durmaya çalışan boksör gibi ileriye bakıyorum umutla. tecrübe haneme bir çentik daha atarak elbet!

.
umut kaya - mevsimler geçerken
.

25.04.2009

kendine iyi bak deme, denmez saçma

-kendine iyi bak dedi kadın, ineceği istasyonda hareketlendiğinde adama.
-tamam dedi adam
-ben seni yarın ararım diye de ekledi kadın...

ertesi gün aradı mı kadın bilmem ama candan'ın dediği gibi kendine kalıyor insan eninde sonunda
evet.
.
candan erçetn - saçma
.

6.04.2009

kim bilir

internet arızalı burada. ama karşıdaki istasyon yazma iştahımı kabartıyor her seferinde. kağıda yazmayı özlemişim ayrıca. winampı karıştırdım biraz. barış manço’yu da dinlememiştim epeydir, o’nu da özlemişim. sakız hanım ve mahur bey, istasyon, melankoli, ben , sen ve o. ama işte 40 yılda bir gelir barış gibisi. karışık bir durum benimkisi. hüzünlü bir hikaye sakız hanım ve mahur bey’inki. nisan ayı mı yoksa dün izlediğim bilek kesenler mi bana bunları yazdıran bilemiyorum. ara ara geldiğim bu ofisin tam karşısındaki ilham veren istasyon belki de. yahut buğulu ela gözlerin.
kim bilir...?

3.04.2009

bir iskandinav masalı

müstearımı pek beğenmeyip o güzel burnunu kıvırmıştın ya hani! ben seni yine sevdim. zaten hiç vazgeçmedim ki. cümlelerini gördüğüm zaman ki sevincimi ne orhan veli ne de başka bir şair anlatabilir. kifayetsiz kalır tüm kelimeler. ama ben senin kelimelerini, harflerini hatta noktalama işaretlerini sevdim. yo hayır! dur bir dakika.. itiraf ediyorum kıskandım onları. böylesi güzel bir beyinle ve dahi kalple olan uyumlarını, birlikteliklerini kıskandım. o kelimelerin, o işaretlerin yerinde olup senin tarafından yazılmak istedim. çünkü beni en iyi sen yazarsın. sevdiğin şarkıları sevdim. tıpkı sevdiğin filmleri sevdiğim gibi. ve elbet uçurum çiçeklerini sevdim. ince düşünceni, naif yanını bir de. ama en çok da; "yılmaz ağbi"ye selam durup beni sevebilme ihtimalini sevdim be...

1.04.2009

olric

sonra bir akşam üstü olric çıkageldi. ben dahil tüm olasılıksızların içinde bir uçurum çiçeği gibi açtı dünyama. sayfalar dolusu yazmak istediğim ama yazamadığım.
olric'ti bu.
hala yaz(a)madığım. konuş(a)madığım.

sevgili günlük

o zamanlar daha olric yoktu. öyle modern günlükler, moleskineler de yoktu . yahut vardı da bizim haberimiz yoktu. bildiğim daha çok kızların tuttuğu anketimsilerdi. edebiyatım da iyi değildi zaten. şiiri öyküyü geçtim sevebileceğim bir düz yazım bile yoktu. ama sonra, çok uzun zaman sonra mahallenin acar takımı yıldızspor'un maç tahtasına esprili şekilde o haftanın maç analizini yaparken buldum kendimi. çok sonraları da bir kısım internet mecrasında son tahlilde de spotlublog'da bayağı bayağı yazmaya başlamıştım. lakin hala bir günlüğüm yoktu. düşündüm ki el yazısı da olsa klavye ifrazatı da olsa günlükler en sonunda birileri okusun diye yazılmaz mı? ha bir kişi ha on beş kişi... o vakit hali hazırda yüzdeyetmişbeş hikayesini not defterinde muhafaza eden mithad selim ne güne duruyordu? evet sanırım o günlük, bu-günlük işte....