30 Kasım 2008 Pazar

112

otuz kasım pazar sabahı, daha karga bokunu yememişken....

geçen bayramdan bu yana ilk kez gidiyorum kadıköy'e. dolmuşa binmeyeli de uzun zaman olmuştu. ama şu para alışverişi ne tuhaf göründü gözüme. hatta gereksiz. elden ele, elden ele. yorucu bir de.

paramı tam uzatmıştım ki. acı bir fren sesi. arkasından büyük bir gürültü. hep beraber arkamıza dönerken dolmuş şoförü;
-höst
arkamdaki abi ise;
-oradan dönülür mü be kardeşim dedi..
neyse ki maddi hasarlı kazaydı. ama ilginçtir nadiren yaptığım empatilerin içinde buldum o an kendimi. güneşli güzel bir kasım pazarında adam, pazarının heba olduğuna mı yoksa arabanın hurda olduğuna mı yansın. üzüldüm. ki beş dakika önce hesapsız kitapsız ve de dikkatsiz biçimde direksiyondaydım ben de...

sıkılmıştım pek çok şeyden. tek bir yer paklardı beni. söğütlüçeşme caddesinden bahariye'ye çıkıp oradan her zamanki gibi sakızgülü'nden sahafların olduğu caddeye, oradan da balıkçılar çarşısına uzanacak ara sokaklarda kaybolacaktım. yürüdüm ayaklarıma kara sular inmedi belki ama çok yoruldum. sakızgülü'nden aşağı inerken reks'i geçer geçmez narin bir bayan sesi;
-yuusuuf yusuufff
megafondaki ergen sesi ise;
- buyur melahat abla
-bize iki çay

onları hemen geçince marakeş isimli cafeyi gördüm. daha önce de kaç kez gördüm ama bugün daha bir hoş göründü hem cafe hem ismi. bloga ismini bile vermeyi düşündüm. sonra bay yengeç'i, craze'yi , biberr cafe'yi görünce vazgeçtim.

sakızgülü'nden sahaflara, akmar'a oradan alkım'a geçtim. listemdeki iki kitabı aldım. birini bulamadım. tekrar sakızgülü'nden yukarı çıkıp bahariyeden durağa yürüdüm tekrar.

dönüşte ben otobüsteyken ziverbey durağında bekleyen uzun boylu endamı yerinde güzel bir kız gördüm. baktım. o da bana baktı. ama ben abartarak ve sanki tanıyormuşum gibi uzun uzun baktım hatta benim otobüs hareket ederken arkama döndüm bir daha baktım. o da bana baktı. çıkaramadı o arada gelen 112'ye bindi ve gitti...

26 Kasım 2008 Çarşamba

sen de bir gün elbet ferahfezâyı seveceksin

"...kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi kaç kişi güzelliğini sevdi belki gerçek aşkla; belki değil ama bir tek kişi seni sevdi. bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi..."
insanlar gelip gittikçe köşedeki banka, william butler yeats'in asla unutamadığı satırları geldi hatırına. bank boş ve yalnız kalınca da o düştü aklına! hayat ne garip diye düşündü. hiç hesapta yokken nereden aklına oturmuştu şimdi. alakasız "boş bir banktı" o'na geçmişi ve kendini sorgulatan. hava soğuktu. adeta geçmişteki ve gelecekteki kışlardan fragmanlar sunuyordu. farklı olabilir miydi diye düşündü. keşke olabilseydi. ama olamazdı elbette. belki de çoktan unutmuştu kendisini. hele o cümlesi yok mu göz yaşartan. boğaz düğümleten. ama insanca. kararlıydı o unutmayacaktı. ve belki gerçekten güzel bir şeydir insan olmak!
ciao dedi mırıldanarak.
ciao!

20 Kasım 2008 Perşembe

the reader-2008



-sadece tek bir şey ruhun eksikliğini tamamlayabilir. bu şey de aşktır.

9 Kasım 2008 Pazar

bilmiyorsun ama

sabahtan beri içimde inanılmaz bir yazma isteği var sana karşı.
ama elim bir türlü kaleme gitmiyor.
nedenini bilmiyorum.
ince bir gurur mu?
sanmıyorum.
aslında ve daha çok bu yazma isteğinin nedeninin peşindeyim sanki.
evet böyle..

6 Kasım 2008 Perşembe

itiraf (2002)


Harun: benimle gelir misin?
Nilgün: ya olup bitenler?
Harun: olan oldu, her şey gelip geçiyor.
Nilgün: hiçbir şey geçmiyor. GEÇEN YALNIZCA ZAMAN