1.03.2008

bir ilkbahar sabahı

güneşle uyandım, uzun zaman olmuştu koşmayalı.... yazmakla yazmamak arasında kalıyorum bazen. asıl dün başlayacaktım koşmaya ama önce yılların yorgunluğu ile kanka olmuş rehavet hallerim sonra da pireler izin vermedi.... ama bazen de şimdi olduğu gibi hemen aklımdan uçup gideceklermiş gibi her şeyi yazmak istiyorum. sabahın yedisi ve haftanın pazarı olmasına rağmen yüksek binalar arasında, rayların kenarında kalan özgürlük parkımız yoğun sayılabilecek kalabalıkta.... yazmasam deli olmam ama yazarsam kendim olabilirim sanırım. parkın en sakin bölümünü seçiyorum kendime koşmak için.... farkındayım bir şeyler iyi gitmiyor ama çözemiyorum. sergen yalçın temposunda yirmibeş dakika koşuyorum aralıksız, peki tamam itiraf eyliyorum 1-2 dakikalık küçük aralıklar verdim koşarken.... avunmak adına yalandan kuleler inşa ediyorum kendime ve sonra tek tek yerle bir ediyorum onlarıkolay mı en son bir ay önce bir banliyönün peşinden koşmuştum.... işe gidiyorum, eve dönüyorum zoraki merhaba diyenlere aynı zorakilikte selam veriyorum. koşmaya uzun süre ara vermek iyi olmuyor, dalak şişiyor, nefes tıkanıyor, sırta ve omuza bir basınç biniyor falan.... bazılarını ben es geçiyorum, bazıları ise beni.iki şey dikkatimi çekti koşarken, hareket halindeyken ve kafada yann tiersen usta gıygıylarken pek bir şey düşünemiyor insan, sadece koşmanın ve müziğin dayanılmaz hafifliğine kaptırıveriyor kendini ve hakeza ceylan gibi olmasa da seke seke köprüden geçiyor.... sıkılıyorum yapaylıktan, dostlarıma gitmek istiyorum ama akşam olduğunda aynı kararlılıkta vazgeçiyorum gitmekten.ikincisi koşanların, yürüyenlerin yüzde doksanı kilolu, eyvallah azimleri için onları patronundan önce işten çıkanlar gibi alkışlamak lazım ama yine de şimdiye kadar nerdeydin be apla ve abi diyesi de geliyor insanın ve bittabi 4 kilo 250 gr. fazlalığım olan şahsım da dahil buna.... dışarıya çıkıyorum, son sürat yaşıyor insanlar, bakıyorum etrafıma hep bir yerlere yetişme telaşındalar, koşarcasına adımlar ama sonra dikkatle bir daha bakıyorum ki onların arasında hatta en başında kendimi görüyorum. lakin fit olanlar hep eski topraklar..

pavlov'un leoparı

sabah işe gitmek için yola koyuldum. (bakmayın buralarda sürttüğüme birinci işim her sabah işe gitmektir benim.) lakin eskiden kalma rehavetlikle geciktim bu sabah. ilk treni kaçıracağım kesin gibi. aslında ilk trene yetişmesem de olur ama. ama işte...
yine de hiç istifimi bozmadan her zamanki sert adımlarla yürüyorum yeri göğü inleterek!

neyse uzatmayalım istasyona ters istikametten girip rayların genleşme sesini duyar duymaz ne olduğunu anlamadan pavlov'un köpeği timsali koşmaya başladım. koşarken de düşünüyorum bir yandan geç kalma derdim yok niye koşuyorum ulan ben. sonra içimdeki öteki ben dedi ki; bakalım eski günlerdeki kadar hızlı mısın. nostalji olur hem fena mı olur. pergelleri daha bir açarak tamam ulan varım dedim. son salisede vagonun kapısından attık içeri kendimizi.

soluk soluğa ağzımdan ve başka bi tarafımdan nefes almayı bırakıp beyne oksijen gitmeye başladığında acı gerçek çalındı yüzüme. geçen senelerde 3,5 saniye önce girerdim bu kapıdan ve tüm vagon beni alkışlardı. şimdi yüzüme bakmıyor kimse.

üzgün ve küskün oturdum her zamanki koltuğuma. lakin nah işareti yaptı bana hayat tam da göztepe istasyonunda. istisnasız her sabah bizim vagona gelen migros yahut başka bir hipermarkette çalıştığını tahmin ettiğim apla gelmedi. beynimde şimşekler çakarak sağıma soluma önüme arkama baktım o da ne şok üstüne şok. evkafta çalışan çok yaşlı ve orta yaşlı amcalar da yok vagonda. kimsesiz, çıplak , çok yalnızım be atam oldum birdenbire. herşey birdenbire oldu zaten. kız birdenbire, oğlan birdenbire; yollar, kırlar, kediler, insanlar...
o hengamede her zamanki vagonuma binememiştim. kendi yatak ve yastığında uyuyamayanların huzursuzluğu sardı beni. sağa sola dönmekten popom ağrıdı. kulaktaki müzik de fayda etmiyor, oyalamıyor. istasyonlar demir parmaklıklarla alcatraz'a çevrildiğinden beri biletçi de yok ortalarda çatacak, deşarj olunacak. çaresizdim. sonra çare bendim. oturdum iş bu yazıyı kaleme aldım.
evet böyle.
.