28 Ekim 2007 Pazar

bugünüm yarın olsa ya da ..

özellikle akşamları, iş çıkışı trenle dönüyorsam ve de pinhani'nin o şarkısı varsa fonda tren hiç durmasın, dağ, bayır, dere, tepe dolaşsın uzaklara ama çok uzaklara gitsin istiyorum.
öyle.
lakin mevzu bu değil.
oldukça geç vakit binildiğinde bu trene ister istemez bir hatta iki kere obsesif oluyor insan. önce karşısındakiler sonra da kendisi için!
misal ben kendim böyle geç vakit bindiğimde trene, vagondaki canlıları şöyle bir kolaçan ediyor, süzüyorum. elbet karşılıklı oluyor bu süzüşme eylemi. sonra vagonun en sonunda gözüme kestirdiğim bir koltuğa sırtımı sağlama alacak ve tüm vagonu kesebilecek zaviyede oturuyorum.
bitmedi.
hemen akabinde en psikopat duruşumu sergiliyorum.
lakin bu oyun fazla uzun sürmüyor zira tutamayıp kendimi, halime gülüyorum olmayan bıyıklarımın altından. tabi böyle olunca karşı obsesifler, kafayı yemiş zavallı bakışı fırlatıyorlar hemen.
.
kafayı yemiş dedim de. bu akşam aynı şekil ve tekmil de bindik trene yine geç vakit. yukarıdaki ritüelleri yapmaya başladım ki. bir hanım abla; "bu insanlar manyak.. herkesin kendine göre derdi var.. kafayı yemiş hepsi " demeye koyuldu. yakın sayılmasa da çaprazdan bir göz teması olabilecek ve muhtemel "dert dinleme" mesafesinde bir mevkideydim abla'ya. ama kaçındım bu temastan. çünkü hakkımı bu öğlen ultramegasüper zeki ama bir o kadar sıkıcı türkiye istatistik kurumu memuru için kullanmıştım. belki başka zaman ama bu akşam değil.
su akar deli bakar moduna geçip kulakta müzik, gecenin ışıltılı karanlığına bakmaya başladım.
pinhani çalıyordu.
bugünüm yarın olsa ya da.....
.
pinhani - beni al

27 Ekim 2007 Cumartesi

25th hour




-hayat , belki de şu römorkörü kullanmaktır. her sabah nehirde olmaktır.

25 Ekim 2007 Perşembe

biz üç kişiydik

sene kaçtı tam hatırlamıyorum. mevsimi hiç sormayın ama güneşli parlak bir gündü. apartman bahçemizin önüne bir kamyon dayanmış, birer ikişer eşyalar taşınıyordu. mahalledeki her taşınma ayininde olduğu gibi başta ilgili apartman sakinleri olmak üzere büyüklü küçüklü her boydaki mahalleli önce bir müddet olayı seyretmeye sonra ucundan kıyısından tutarak eşya taşınmasına yardımcı oluyordu. yine öyle oldu.
ben eşyalardan çok kendi yaşıtım iki ferdin daha apartman hanesine dahliyle ilgileniyordum. nasıl bir elektriklenme  yahut kaynaksa daha o an da çarptı bizi ve yüzük, kan, süt, ayran yeryuvaarlakta ne kadar kardeşlik varsa bir hafta içinde tüm prodesürleri tamamlayarak ayrılmaz bir üçlü oluverdik.
üç kişiydik biz. hafız, bir yaş büyük abisi fiko ve ben. selim. mithad selim.

mahşerin olmasa da mahallenin üç atlısıydık artık. insan bir defa da olsa kavga etmez mi ya? biz etmedik. üçümüzün birden aşık olduğu kız yüzünden bile. (hoş kıza tüm sınıfın erkekleri aşıktı o da ayrı konu.)

beraber ağaçtan düştük, mahalle maçının ardından elbet kavgaya tutuştuk beraber karşı mahallenin veletleri ile, sokaktaki fenni sünnetçiye beraber teslim olduk( her ne kadar fiko biraz uğraştırıp damlara tepelere çıksa da kaçınılmaz son o'nu da buldu) etek de giydik mecburen! 

sonra ilkokula da beraber gittik. orta 2 de biz anadolu yakasına taşınana dek. ayrılmaz üçlüydük. bir taşınma ile başlayan tanışıklığımız başka bir taşınma macerasıyla kopmadı elbet ama biraz sekteye uğradı. ama daha da güçlendi bu kesin. kim komşusunu, arkadaşını 60 km öteye kadar geçiriyor şimdi! fiko ve hafız avrupa'dan asya'ya geldiler benimle beraber. fiziki olarak ayrılıklar olsa da gönüllerimiz hep birdi.

bir üst çaprazımızda otururlardı. sırf biz değil ailelerimiz de çok iyi anlaşıyorlardı. çok yakın akrabalarımız gibi olmuşlardı. evde kimseyi bulamasam direk hafızlardaydım. tam tersi onlar içinde geçerliydi. kulakları çınlasın müstesna teyze çok cana yakın bir o kadar da tez canlıydı. tek sevmediğim yanı oğullarını benle karşılaştırmasıydı. ineklik mertebesinde olmasa da çalışkan bir öğrenciydim. bizimkiler ise biraz daha az çalışkan. "bakın mithad ne güzel çalışıyor derslerine notları da güzel sizin gibi tembel teneke değil" nutukları başlayınca bizimkilerden çok ben yerin dibine girer, ezilir büzülürdüm. ama onlarda vakit geçirmeyi de çok severdim. hali vakti yerinde olan teyze çocuklarının getirdiği kitaplar sayesinde texas, tommiksle ilk kez onlar da tanıştım. onlar da ilk futbol maçına rahmetli babam sayesinde gittiler. hiç unutmam. hafız'la fiko da unutmuyor. fiko daha sonra amatör futbola başladı.

 hafız; ortamdaki gürültüyü sevmeyerek bir daha futbol maçına gitmedi. hayır kendini güzel sanatlara da adamadı. tekvandoya yöneldi. askerden sonra da pazarlamaya. bir özel kuruluşta pazarlamacı şimdi.
fiko; güneydoğuda zor bir askerlik yaptı. sivile intibakı zor oldu. tam kendine geldiğinde bir darbe de aşkından yedi. neyse ki o'nu da atlattı. bir kaç iş değiştirdikten sonra sağlık sektörünün en aranılan ama en "fırlama" teknisyeni olarak şişli civarlarında cirit atıyor şimdi.

mithad; babasının yoğun isteği ve desteğinin altında zaman zaman ezilse de okudu. üniversiteyi bitirmeyi başardı. adam olup olmadığı hala tartışma konusu. kendisi ile mücadelesi devam ediyor, bunaldığında çocukluğuna sığınıyor ve uzunca bir müddet orada kalmayı yeğliyor.

müstesna teyze : yolda karşılaşanların fiko yahut hafız'a ablan mı diye sordukları müstesna teyze de zamana yenik düştü, yaşlandı artık. ama ilk günkü tezcanlılığı çocukları için çırpınışı hala taptaze. o bir anne. eli öpülesi anne. tıpkı benim canım annem gibi. tıpkı tüm anneler gibi.

.
ahmet kaya-biz üç kişiydik
.

10 Ekim 2007 Çarşamba

ran (985)


onuruna, gururuna düşkün olarak tanıdığımız japonların çoook eskiden ne kadar kaypak, ikiyüzlü ve kepekli olduğunu gözler önüne seren bir akira kurosawa filmidir efendim ran.
 
ulan hiç mi onurlu gururlu adam yok dediğimiz anda soytarı kuawi biraz adam gibi gözükürken o da hidetoraya ibnelik etmiştir. ne kadınları kadın, ne adamları adam. ufacık çıkarları uğruna hemen saf değiştiriyorlar. ya kepekli gero'ya ne demeli bir kuku uğruna babasını ve kardeşini sattı, öldürdü. bir tek gero'nun sağ kolu olan korigani delikanlı çıktı. 

ha birde 70' lik hidetora'nın 10-15 metrelik yükseklikten aşağıya atlayıp sapasağlam ayağa kalkması ve sonrasında da red bull içmişcesine depara kalkması gözümüzden kaçmasa da görüntüler muhteşemdi. evet.