26 Şubat 2007 Pazartesi

bu şehrin trenleri

her geçen gün, her geçen akşam daha bir mutsuz ediyor beni bu şehrin trenleri, ey sevgili.... aynı boylamda ya da aynı enlemde sabah akşam aynı tempoyla gitmek, aynı tempoda yaşamak. en kötüsü de ne biliyor musun? alışkanlık, evet. işte yine akşamın bu kör karanlığında, içinde bulunduğum trenin bilmediğim en uçsuz en bucaksız en ücra yerlere gitmesini ve oralarda kaybetmesini istedim beni. istedim de gitmedi namussuz tren! onun yerine peş peşe ve ardı ardına ve hemen akabinde olmak kaydıyle maltepe, süreyya, idealtepe, küçükyalı, bostancı, suadiye, erenköy istasyonlarını saydım. reklam arası genişliğindeki istasyon aralarında da alem göt olmuş ve herkes kendi aşkının ekmeğini yer gibi iki "veciz" duvar yazısını okuyup onlara hak verdikten ve dahi başımla onayladıktan sonra mahkeme duvarından hallice suratlarımızla baktık birbirimize vagondaki cemaatle. sonra ineceğimiz istasyona gelip evlerimize dağılırken ben yine mutsuz oldum. trenim alıp beni uzaklara götürmedi diye. belki niyetim yok gitmeye. yahut niyetim var da cesaretim yok. ya da işte öyle bir şey. ama bazen kapatıyorum gözlerimi bu işe gitme-eve dönme ritüellerimde uzun bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum kendimi yine de. nereye gittiği meçhul bir trenin içinde olmayı diliyorum açtığımda gözlerimi. ama olmuyor. hem senle ben farklı yönlere giderken aynı istasyonda karşılaşan iki trenin içersindeki birer yabancı gibiyiz. ve artık eminim bir çemberin içindeyim lakin kafam dışarıda. mut-lu-luk tam sekiz harf. keşke hiç keşke demek zorunda olmasaydım. bu yüzden kimseyi suçlayamam. tek taraflı bir duygu bu benimkisi hem de en karşılıksızından. ama bir insan ömrünü kendine acıyarak geçirebilir mi ya da buna ömür denir mi kalbim hiç bu kadar açık olmamıştı haykırmak istiyorum, konuşamıyorum....

18 Şubat 2007 Pazar

sıkılhan

hani bazı zamanlar vardır,
içinden hiçbir şey yapmak gelmez insanın..

6 Şubat 2007 Salı

öyle

havada buz gibi. keşke eldivenlerimi alsaydım. allah'tan otobüsün kaloriferleri yanıyor. soğuğun etkisinden mi ne radyoda çalan şarkı pek bir afili pek bi yanık geliyor kulağa. hisli adam şu kayahan. hem duyguyu hem coşkuyu vermesini iyi biliyor. ama hava gerçekten soğuk.. ne diyordu geçenlerde haşmet ağbi, filmi istediği gibi ileri geri sarıp sadece istediği sahnesini izlemekten dem vurup mutlu olduğunu falan söylüyordu... bak işte belediye’nin önündeki kara karga nasıl da dalga geçiyor karabaşla. ısınmak için iyi yol olsa gerek. az önce köprünün altındaki ak sakallı dedenin böyle bir şansı yoktu. ama başka bir şansı vardı… haline üzülüp tartılmaya hiç ihtiyacı yokken muhtemelen yüreğinde anne şefkati olan bir bayan kocasının asık suratına rağmen oldukça pahalıya tartıldı! dedenin yüzündeki gülümseme o an üçümüzün de içini ısıttı eminim.
diyordu ki haşmet abi, galata köprüsünden geçip karaköye gitmekse hayat, arada bir durup bakmak lazım, hızlı geçmemek lazım.

işte öyle bir şey.
.
kayahan-bin parçayım
.

2 Şubat 2007 Cuma

davulun sesi

bir elinde mikrofon ötekinde kamera yurdumun dört bir yanını hem gezip hem görenlerine, uzun yola çıkanlarına, bam teline basanlarına imreniyorum, özeniyorum, aşeriyorum! çok kıskanıyorum doktor. bildiğin gibi değil.